Uyuşturucu Üzerine

2014-08-30 06:10:00

Çok Klasiğiz! Çalışmalarını öteden beri izlediğim HALK-DER/ANT-GÖR “Sosyal yaşam alanlarından mahrum bir şekilde topluma yabancılaşan bireyler, baskılardan kurtulma, acılarını dindirme ve ‘özgürleşme’ adına uyuşturucu kullanma yolunu seçmektedir. Ancak biz biliyoruz ki genç birey, sorgulayan, araştıran, çarpıklıklara karşı bir duruşu ve önerileri olan bireydir. Mutluluğun ve özgürlüğün tek yolu, insanın mutlak bir üretim faaliyeti içerisinde yer alarak kendi emek faaliyeti içerisinde, kendini yeniden üretmesinde yatmaktadır. Gençlerin sağlıklı bir birey olabilmeleri, üretim, bilim, sanat ve sportif çalışmalar içerisinde kendilerine yer bulabilmelerine bağlıdır. Uyuşturucu kullanan ve bağımlı hale gelen birey sağlıklı düşünemez. Çünkü uyuştuğu zaman şuursuzlaşır. Şuursuzlaşınca tüm insani değerlerden uzaklaşır. Bu yüzden en yakınından en uzağına zarar verebilecek bir ilişki tarzı geliştirir. Bunların başında hırsızlık ve gasp gelir... Bu yüzden önce kendimizden başlayarak yaşadığımız tüm alanlarda sağlıklı yaşam için spor aktiviteleri başta olmak üzere sanatsal, bilimsel içerikli Halk-Der Atölyelerini yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Her hafta bir gün yapacağımız bisiklet turları, derneğimizde verilecek satranç kursları, eğitim atölyelerinin vereceği seminerler, bu çalışmalarımızın bir parçası olacaktır. Bunun için kişilerin kendilerini ifade edebilecekleri yaşam alanları oluşturulmalıdır. Uyuşturucu çetelerinin teşhirinin yanı sıra, bağımlı bireylerin tedavi edilip, iyileştirilmelerine yardımcı olmak gerekir. Antalya Halk Derneği (HALK-DER) ve Antalya Gençlik Örgütü (ANT-GÖR) olarak bu kampanya kapsamında, tüm duyarlı bireyleri ortak mücadele etmeye... Devamı

YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

2014-03-03 05:07:00

Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2012/11197 E. ve 20.06.2013 tarihli 2013/6909 K. sayılı kararı ile avukatın, müvekkili adına tahsil ettiği ve fakat müvekkile ödemeyerek, uhdesinde tuttuğu para nedeniyle, zimmet suçu nitelendirmesi yaptı. Oysa daha önceki aşamada, Avukatlık Kanunu m. 62 yollamasıyla, avukatların avukatlık görevinden doğan eylemleri, TCK. m. 257 uyarınca, görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilirdi. Konya Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/480 E. 07.12.2011 tarihli 2011/412 K. sayılı kararı ile görevi kötüye kullanma suçundan dolayı verilen bir cezalandırma hükmü, sanık avukat tarafından temyiz edildi ve fakat Yargıtay, beklenmedik bir karar vererek, eylemin görevi kötüye kullanma suçu yerine zimmet suçunu oluşturacağından bahisle, kararı bozdu. Bu karar, bundan böyle avukatların müvekkilleri adına tahsil ettikleri paradan herhangi bir miktarını ödemeyip, uhdesinde tutmaları halinde zimmet suçundan yargılanmanın ve hatta cezalandırılıp, avukatlık mesleğinden ihraç edilmenin yolunu açıyor. Karar özet olarak; “Bir kimsenin Ceza Yasası uygulamasında ‘kamu görevlisi’, yapılan faaliyetin de ‘kamusal faaliyet’ sayılabilmesi için, kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve yasalarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerektiği, avukatların 1136 sayılı Kanunun 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden kamu görevlisi olduklarında kuşku bulunmadığı, 5237 sayılı TCK&rsq... Devamı

ANTALYA L TİPİ KAPALI CEZA EVİ ÜZERİNE (1)

2013-08-03 21:16:00

                                     Antalya L Tipi Kapalı Ceza Evi Müdürlüğü bünyesinde, temel insan hak ve özgürlükleri, hukuka, kanuni mevzuata aykırı şekilde, ceza infazı ile tutukluluğun yerine getirilmesinde görülen amaç, temel ilke ve esaslara aykırı olarak ihlal olunmaktadır. I-Şöyle ki ; 1-Koğuş ve Odalarda Kapasite Artırımı Yapılmıştır:                                       Uluslar arası sözleşmeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik kararları, Anayasa ve Kanuni Mevzuat uyarınca, L Tipi Ceza Evlerinde koğuşlar 7 odadan ve her bir odada da bir kişi kalacak şekilde duyurulup, buna göre projelendirilmiş ve başlangıçta, her bir odada 1 kişi, koğuşta da toplam 7 kişi barındırılmakta iken, sayı artışı ve ihtiyaç gerekçesiyle bu sayı arttırılarak 1 kişilik, 8 m2’den ibaret odalar 4 kişilik yatak, dolap, vs. malzemelerle de doldurulmakla, ciddi bir insan hakkı ihlali olmuştur. 1 oda 1 kişi için projelendirilmişken, 4 kişi, bir koğuş 7 kişi için projelendirilmiş iken 28 kişilik kapasiteye çıkarılmıştır. Çoğu zaman da, 28 kişiyi aşan tutuklu ve hükümlü olması halinde, yere konulan yataklarda yatmak zorunda kalınmakta ve koğuş kapasiteleri böylelikle daha da arttırılmaktadır.                                       Anayasa m. 17/1. fıkra, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları evrensel Bildirgesi (BMİHEB) m.3, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (... Devamı

ANTALYA L TİPİ KAPALI CEZA EVİ ÜZERİNE (2)

2013-08-03 21:13:00

                                   12-Mahkeme ya da Diğer Resmi Kurum ve Kuruluşlara Başvurularda da UYAP Gönderi Belgesi Verilmemektedir:                                       Dilekçe hakkının güvenli olmadığı gibi, UYAP ortamından gönderilen her türlü dilekçenin de bu işlemine dair herhangi bir belge verilmemekte, dilekçe veya başvuruların yapılıp yapılmadığı ya da bir başka başvuruda belge olarak kullanım söz konusu olunca, böyle bir belge olmadığından sıkıntı yaşanmaktadır.                                       13-Cezaevi İçinde Bulunan ve Kantinden Alınmış Eşyaların, Tutuklu ve Hükümlülerin Birbirlerine Hibe Yapmaları Dahi Engellenmektedir:                                       Genel hukuk ilkeleri, Anayasa m.35 ve BMİHEB m.17, AİHS Ek Protokol m. 1’de düzenlenmiş Mülkiyet hakkı ihlal olunmakta, çeşitli gerekçelerle, CGTİHK m. 28, Tüzük m. 83/1-g bendi yanlış yorumlanmak suretiyle, tutuklu ve hükümlülerin dayanışma amacıyla birbirlerine hibe yapmaları önlenmekte, bu gerekçe ile de bağış mallara el konulmaktadır. Bu durumda TCK m. 250’de düzenlenmiş olan irtikâp suçu yaygın olarak işlenmektedir.            ... Devamı

HAPİSHANEYE DÖNÜŞEN TÜRKİYE!

2013-07-11 13:21:00

(ANTALYA L TİPİ KAPALI CEZA VE TUTUK EVİ UYGULAMALARI HAKKINDA)                                                  1-Tutuklu/Avukat Haberleşmesi Denetim ve Engellenmesi:          Anayasa m.90/5. fıkra uyarınca, kabul olunmakla iç hukuk kuralı haline dönüşen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (A.İ.H.S.)m.6/2. fıkraya göre, bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır. Aynı düzenleme Anayasa m.38/4. fıkrada da yer almaktadır.          Bu çerçevede, A.İ.H.S. m.6/3 uyarınca, sanık olan her kişinin, savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma, bir savunmacının yardımından yaralanma hakkına sahip olduğu kabul olunmuştur.          5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)m.149’da da, AİHS. m.6/3. fıkranın uzantısı olarak benzer bir düzenleme yapılmış ve soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.          CMK. m.154 uyarınca, şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.          5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (CGTİHK)m.114/5. fıkraya göre de, tutuklunun müdafii ile olan haberleşmesine ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hi&ccedi... Devamı

Yeni bir hayat için ne gerekir?

2013-07-02 22:58:00

Her değişimin bir müsebbibi vardır. Bu müsebbib, acılı, sancılı ve haksızlık da barındırıyor olabilir. Ama madem ki bu vakıa gerçekleşti, bunun sonucunda ne gibi yeniliklerin olabileceğine bakmak gerekir.   İnsan sadece olumsuzluğa, haksızlığa, kaosa odaklanırsa, bu sancılı sürecin sonunda gelebilecek olan büyük ferahın karşılanmasına gerekli hazırlığı yapmayabilir ve ferahı da yaşayamadan kaçırabilir.   Şu soğuk havalarda insan kendisini korumalı ve bahara da hazırlamalı kendini ve hatta yazın sıcağına karşı da tedbiri almalı.   Sosyal, psikolojik, siyasi, mesleki, vs. yönlerden de hayatımız böyle şekillenmiyor mu?   En kötü belanın dahi, ferahlık dönemi vardır ve bu bela, mutlaka bizim hayatımıçzda yeni bir sürece gebedir. Önemli olan bu doğum sancılı sürecin acılarına direnmek, sabretmek, itidalli olmak, gerekli tedbirleri almak, her türlü ihtimale karşı tedbirli olmak ve gelecek olan fırsatı kaçırmamak gerekir.   O fırsat ne?   Yeni bir hayat mı? Devamı

İnsan belleği ve mutluluk

2013-07-02 22:57:00

İnsanın başına bazı belalar gelmeli ve olaylar yaşamalı ki, belleği tazelenebilsin.   Düz bir grafik durmuş bir kalbin ritimlerini gösterir, ki yaşamın da engelleri olmaz ise insan için sıkıcı ve monotonluğun göstergesi olur.   Yaşam engelleri aşarak sürdürülürse, Nasrettin Hoca’nın eşeğini kaybedip yeniden bulması gibi mutluluğun da kaynağı böyle bir şeydir.   Bugün sorun yaşıyorsa insan, yaşamın devamı için sorunu çözmek gerekir. Sorun çözemeyip takılanlar sürdüremez yaşamı. Ama çözerek ilerleyenler tecrübe ile bina ederler.   Hem bu belaların ve olayların yaşandığı zaman ve mekan, hem de kişiler, anılarımızı canlı tutarlar. Eğer böyle olaylarımız yok ise, insan belleği delete olmuş boş bir dosya gibidir. Hatta hiç yoktur. Devamı

Bela olsun hayat

2013-07-02 22:56:00

Yaşantımızda gerçekleşen olayların kişileri yoksa, geçmiş hayatınızı olumlu ya da olumsuz anlamlandırabileceğiniz insan sıcağını hissedemezsiniz.   Mekanlar yok ise, belleğiniz kayboluyor demektir. Düşünün bir parktaki gezintiniz bir sokaktaki yürüyüşünüz, o mekan ile hatırlanır.   Hem bu insanlar hem de mekanlar, belirli bir zaman dilimi ile birleştiğinde hatıralar oluşur, bunlar hatırlandıkça da, insan yaşadığını farkeder.   Bu anılar olumlu da olsa olumsuz da olsa, belalarıyla birlikte vardır. İnsanın aşkı bile bir beladır aslında.   Gezi Parkı eylemliliği, bir beladır. Ama hatıralarımızın mekanlarını koruyan, belleğimizin kaybolmasını önleyen.   Her dair bela olsun hayat. Devamı

Adil bir ülke olmak

2013-07-02 22:55:00

Buraya girdin mi, çıkışın zor olur Çünkü giriş kapısı büyük, çıkış kapısı ise yok. Üzerine komplo kurulmuşsa Bir de buna soruşturmanın imparatoru savcı alet olmuşsa Bulanık suyun durulmasını beklemelisin İşte sana düşen, kalp gücünü diri tutmak İradeni yükseltmek, sebat ve sabır etmektir.   Adil bir ülkenin hukuk devleti ilkesine bağlılığı Cezaevlerinde olan bitenle resmedilir Eğer ceza evlerinde acı varsa, masumlar unutulmuşsa O devletin, hukuk devleti olmasından söz edemeyiz.   Çocuk, kadın, erkek ayırmadan, kelepleçelenmişse hayat Savuna hakkı kısıtlanmışsa, Bir savunmanın hizmetinden gereği gibi yararlanılamıyorsa İnsanlar bir dilekçe yazma hakkından mahrumsa, Hak kullanım bilinci yoksa, Adil bir yargılamadan söz edilebilir mi?   Cezaevlerine konulan insanlar, her türlü savunmadan mahrum, İddia karşısında, yeterli savunma araçlarına ulaşamıyorlar, Bir dava dosyasını araştırma imkanları dahi yok Devletin tayin ettiği avukatlar, duruşmada hazır olmakla yetiniyor, Karakol ifadesini dönülmez ifadeler haline getiriyor, Savunman yerine, savunmayan haline geliyorlar. Böyle bir avukatlık, nasıl savunmanlık olabilir? Ne hak hatırlatan avukat var, Ne itiraz etme direnci gösteren Gelene geç demek, nasıl bir savunmanlıktır? Oysa insanlar önce masumdur ve bu karine güçlü olmalıdır.   Cezaevinde insanların hapis cezasının infazı ya da tutukluluğun yerine getirilmesinin dışında, Diğer tüm temel insan hakları da kısıtlanıyorsa, Usanç verici mobing gün geçtikçe Çin işkencesi gibi artan ağırlık kazanıyorsa, Adil bir ülke olunabilir mi?... Devamı