ANTALYA L TİPİ KAPALI CEZA EVİ ÜZERİNE (1)

2013-08-03 21:16:00

                                     Antalya L Tipi Kapalı Ceza Evi Müdürlüğü bünyesinde, temel insan hak ve özgürlükleri, hukuka, kanuni mevzuata aykırı şekilde, ceza infazı ile tutukluluğun yerine getirilmesinde görülen amaç, temel ilke ve esaslara aykırı olarak ihlal olunmaktadır.

I-Şöyle ki ;

1-Koğuş ve Odalarda Kapasite Artırımı Yapılmıştır:

                                      Uluslar arası sözleşmeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik kararları, Anayasa ve Kanuni Mevzuat uyarınca, L Tipi Ceza Evlerinde koğuşlar 7 odadan ve her bir odada da bir kişi kalacak şekilde duyurulup, buna göre projelendirilmiş ve başlangıçta, her bir odada 1 kişi, koğuşta da toplam 7 kişi barındırılmakta iken, sayı artışı ve ihtiyaç gerekçesiyle bu sayı arttırılarak 1 kişilik, 8 m2’den ibaret odalar 4 kişilik yatak, dolap, vs. malzemelerle de doldurulmakla, ciddi bir insan hakkı ihlali olmuştur. 1 oda 1 kişi için projelendirilmişken, 4 kişi, bir koğuş 7 kişi için projelendirilmiş iken 28 kişilik kapasiteye çıkarılmıştır. Çoğu zaman da, 28 kişiyi aşan tutuklu ve hükümlü olması halinde, yere konulan yataklarda yatmak zorunda kalınmakta ve koğuş kapasiteleri böylelikle daha da arttırılmaktadır.

                                      Anayasa m. 17/1. fıkra, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları evrensel Bildirgesi (BMİHEB) m.3, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ( AİHS)m.2 uyarınca, herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

                                      Oysa, bu haliyle, bireylerin tutuklu ya da hükümlüde olsa, 5275 syl. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (CGTİHK)m.6/1-b hükmü uyarınca da, ancak kanunda öngörülen kurallar dışında, Anayasal hakları kısıtlanamayacağına göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm L Tipi Kapalı Ceza Evlerinde olduğu gibi, Antalya L Tipi Kapalı Ceza Evinde de temel insan hak ve özgürlüğü, en temel yönden, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı yönünden, tutuklu ve hükümlülere bulundukları ve tutuklandıkları alan yönünden ihlal söz konusudur.

                                      Bu halde olan insanlar, maddi ve manevi yönden beden ve ruh bütünlükleri bozulduğundan ciddi zararlar görmekte, hem kendi sağlıkları bozulmakta ve hem de bozulan sağlıkları nedeniyle, kendi aralarında, hiç manasız, gereksiz olayları yaşamaktadırlar. Kişiler bu yönlerden ciddi zararlar görmekte, infaz koşullarını etkileyen olumsuzluklar yaşamakta, çeşitli disiplin sorunları doğmaktadır.

                                      Bu durumun yol açtığı zararlar, saymakla bitmez. Acilen bu kapasite artırımına çözüm bulunmalı ve projesinde olduğu gibi, bir odada 1 kişi, bir koğuşta 7 kişilik organizasyonun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.

                                               Bunun en basit çözümünün başında, uzun tutukluluk halinin sona erdirilmesi gibi, tutuklama yerine alternatif adli kontrol yöntemlerinin uygulanıp geliştirilmesinin temini gerekir.

                                               Diğer yandan hüküm almış ve cezasının belirli bir kısmının Ceza Evinde infaz etmiş kimselerin salıverilmesine dair koşullar ile denetimli serbestlik koşullarının iyileştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

2-Ceza Evlerinde Savunma ve Adli Yargı Hakkı İhlal

Olunmaktadır:

                                               En temel sorunlardan birisi de, tutuklu ve hükümlülerin avukatları ile görüşme, haberleşme haklarının engellenmesi, kısıtlanması ve savunma evraklarının ve özellikle tutuklu ve avukat haberleşmesinin içerik denetiminin yapılmasında yaşandığı gibi, duruşmalarına giden tutukluların, ceza evinden adliyelere giderken, yanlarında savunmalarına dair not dilekçe veya başkaca belge veya bilgileri götürmelerinde çıkarılan engellerdir.

                                      Anayasa m.36/1, BMİHEB. m.10 ve AİHS. m.6’da yer alan adil yargılama hakkı kapsamında, CMK. m.149, 154 ile CGTİHK m.59 ve m.114’deki düzenleme ışığında, tutuklular ile müdafilerin görüşmeleri yaptırılıyor ise de, haberleşme, savunmanın gizliliği ve mahremiyeti korunmamakta, ama avukat tarafından, ama tutuklu tarafından birbirlerine özgürce belge alış-verişi yapılmamakta, el yazılı not ve belgelerin geçişi engellenmektedir.

                                      5271 syl. CMK m.149/3. fıkra uyarınca;

                                      “Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”

                                      CMK m.154 uyarınca;

                                      “Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.”

                                      Kişiler hakkında hüküm kurulup, bu hüküm kesinleşinceye kadar, suçsuzluk karinesi esastır. (Anayasa m.38/4, İ.H.E.B. m.11/1, AİHS. m.6/2)Bu sebeple tutuklu ve hükümlülere karşı yaklaşım farklılık arz etmekte ise de, her halükarda kişilerin savunma hakkı, savunman seçme hakkı ve savunmanı ile iletişim kurma ve görüşme hakkı engellenemez, kısıtlanamaz ve haberleşme içeriği denetlenemez.

                                      5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (CGTİHK)m.114/5. fıkra ve m.116 göndermesiyle, m.59’da yapılan düzenleme uyarınca, tutuklunun müdafii ile olan haberleşmesine ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hiçbir surette engel olunamaz ve kısıtlamalar konulamaz. (5275 syl. Kanun m.114/5)                   

                                      Diğer yandan, avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tabi tutulamaz. (5275 syl. Kanun m.59/4, 1. cümle)

                                      Her türlü belge ve kâğıtların inceleme yetkisi de, arama işlemi uygulanması hallerinde dahi, Cumhuriyet Savcısı ve Hâkime aittir. (CMK. m.122/1)Kurum nezdinde kalan hükümlerin, TCK. m.220, ikinci kitap dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlardan mahkum olmaları halinde, konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde, Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi, bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. (5275 syl. Kanun m.59/4, 2. ve 3. cümle)

                                               06.04.2006 tarihli, 26131 syl. Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlük kazanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük m.184/5. fıkra uyarınca;

                                      “(5) Tutuklunun müdafii ile olan haberleşmesine ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hiçbir suretle engel olunamaz ve kısıtlamalar konulamaz.

                                               a) Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz,

                                               b) Soruşturma evresinde, aynı anda en fazla üç avukat tutuklu ile görüşebilir. Avukatlar aynı anda birden fazla tutukluyla görüşemez.”

                                      17.06.2005 tarihli, 25848 syl. Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, TC Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılmış, Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik, Üçüncü Kısım’da, “Tutuklunun müdafi ile görüşmesi”m.20’de, “Birden çok hükümlü ve tutuklu ile görüşme”m.24’de düzenlenmiş olup;

                                      Yönetmelik m.19’a göre;

                                      “Tutuklu, vekâletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duymayacağı, ancak; görüşmenin görevlilerce izlenebileceği bir ortamda, açık görüş usulüne tabi olarak görüşür. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulmaz.

                                               Soruşturma evresinde, aynı anda en fazla üç avukat tutuklu ile görüşebilir.”

                                      Yönetmelik m.20’ye göre;

                                      “Hükümlü ile avukatı, meslek kimliğinin ibrazı üzerine, tatil günleri dışında ve çalışma saatleri içinde, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların duyulamayacağı, ancak; güvenlik nedeniyle görülebileceği bir biçimde, açık görüş usulüne uygun olarak görüştürülür.

                                               Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tabi tutulamaz. Ancak, 5237 sayılı Kanunun 220 nci, ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlardan mahkum olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisi; konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğinin, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı ilgililer 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanununa göre itiraz edebilir.

                                               Zorunlu hallerde, belirlenen gün ve saatler dışındaki görüşmelere, Cumhuriyet başsavcılığı yazılı olarak izin verebilir.

                                               Hükümlü, vekâletnamesi olmayan avukatlarıyla, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde en çok üç kez görüşme hakkına sahiptir.”

                                      Yönetmelik m.24’e göre;

                                      “Avukatlar, vekâletnameleri olsa da aynı anda birden fazla hükümlü veya tutukluyla görüşme yapamaz.”

                                      Buna göre, tutuklu ile avukatı “her zaman”açık görüş usulüne tabi olarak görüşebileceği ve yazışmaların denetime tabi tutulamayacağı tartışmasızdır.

                                      Bu durum hukuki ve kanuni olmadığı gibi, fiilen gerçekleştirilen bir uygulamadır.

         Bu nedenle, ilgili kuruma, bakanlığa, Antalya İnfaz

Hâkimliği’ne, Antalya C. Savcılığı’na başvurularda bulunulduğu gibi, idari yargı yoluna da başvuruda bulunulmuştur.

         3-Çocuk, Kadın, Yetişkin Ayrımı Olmaksızın Kelepçeli

Nakil Yapılmaktadır:

                                      Oysa, CMK m.93, CGTİHK m.58’de düzenlendiği üzere kaçma, kendisine veya bir başkasının vücut bütünlüğüne de zarar verme durumunda olmayan tutuklu ya da hükümlünün naklinde kelepçe takılamayacağı açıkça düzenlenmiş ve CMK m.93’ün gerekçesinde de, kelepçe ve zincir takmanın gayri insani bir durum olduğu kabul olunmuştur.

                                      Çocuk Koruma Kanunu, m.18 uyarınca da, çocuklara kesinlikle kelepçe takılamayacağına dair kanuni bir düzenleme olmasına rağmen, 18 yaşından küçük ve hatta 15 yaşından küçükler, kelepçeli olarak nakil olmaktadır. 

                                      Buna dair itiraz ve başvurularımıza ilişkin soruşturmalarda, CGTİHK m.50’deki, cezaevi içinde gerçekleşen herhangi bir disiplin temini amacıyla uygulanabilecek, CMK m. 93’deki şartların mevcudiyeti halinde kurum müdürünün emriyle kelepçe takılmasına dair düzenlemeye dayanılarak, sanki, tüm tutuklu ve hükümlülerin adliye ve hastane veya başkaca bir yere nakillerinde, kurum amirinin emri varmış gibi davranılmaktadır.

                                      Bir diğer hatalı yorum da, CMK m.93, CGTİHK m.58 ve 50’ye açık aykırı, 2803 syl. Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri kanununda herhangi bir düzenleme olmaksızın yayınlanan Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği m.66 düzenlemesinden gelmektedir. Bu düzenleme kanuna aykırı olarak, tüm nakillerde kelepçe takılabilirmiş gibi anlaşılmaktadır. Yönetmeliğin iptali için Danıştay ilgili dairesinde yürütmenin durdurulması istemli iptal davası açılmıştır.

                                      Başvurucu tutuklu avukat her defasında da, kendi özelinde herhangi bir inceleme ve denetim yapılmadan, tüm tutuklular gibi, elleri kelepçelenmek suretiyle cezaevinden alınmakta, araca kelepçeli olarak bindirilmekte, aracın içinde tutukluların kapalı olarak tutulduğu yerde dahi kelepçeli tutulmakta, araç hareket halindeyken dahi, emniyet kemerini takma imkanı verilmemekte, sadece ifade anında kelepçeden arındırılmış ve onun dışında sürekli kelepçeli tutulmuş ve bu şekilde geri getirilmektedir.

                                      Zaten cezaevinde 3 adet nakil aracı bulunup, bunlardan 2 tanesinde herhangi bir emniyet kemeri sistemi olmadığı gibi, emniyet kemeri olan nakil aracına da, davacı bindirilmediği gibi, bindirilse dahi, elleri kelepçeli olarak nakil olduğundan, emniyet kemeri takma ve kullanma imkânı bulamamaktadır.

                                      Başvurucu adliyeye götürülürken, araçların içinde havasız ortamda bekletilmekte, bir zaman sonra, araçlar çalıştırılmakla havalandırma imkânı verilmekte ise de, tüm nakillerde, kapalı havasız ortamda trafik güvenliğine riayet edilmeksizin getirilip-götürülmektedir.

                                      5271 sayılı CMK. m.93’e göre;

                                      “Yakalanan veya tutuklanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hallerinde kelepçe takılabilir.”

                                      Kanun hükmünün gerekçesinde de, “zorlayıcı tedbirlerin ancak zorunluluk halinde uygulanmalarının mümkün olduğu, kelepçe vurulması gibi aslında onur kırıcı bir işlemin ancak, kanunda sayılan hallerde uygulanabileceği”öngörülmüştür. Yani kelepçeli nakil yapmanın, kişinin onurunu kırıcı bir işlem olduğu, kelepçesiz naklin esas, kelepçeli naklin ise, belirli koşulların varlığı halinde istisnaen ve zorunluluk hallerinde olabileceği kabul edilmiştir.

                                      5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.58 uyarınca, hükümlü veya tutuklunun bir yerden başka bir yere veya kuruma götürülüp-getirilmesi sırasında, halkla bir araya gelmelerine ve başkaları tarafından görülmelerine engel olacak tedbirlerin alınacağı gibi, havalandırma ve ışık durumu yetersiz araçlarla, eziyet verici veya onur kırıcı şekilde nakledilemeyeceğine, nakil sırasında alınacak tedbirlerin de, hükümlü veya tutuklunun firarını önleyeceği ve sayılan engelleri gerçekleştirici sınırları aşamayacağına işaret olunmuştur.

                                      Bunu temin için, özellikle, Antalya L Tipi Kapalı Ceza Evi

Müdürlüğü’nün üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği açıktır. Sonra da, kolluk kuvvetinin de, her bir tutuklu veya hükümlünün koşullarına uygun nakil yapması gerekmektedir.

                                      5275 syl. Kanun m.50’de yer alan, “zorlayıcı araçların kullanılması”na dair düzenleme de, cezaevi içinde meydana gelebilecek ve hem cezai ve hem de disiplin kurullarının ihlaline konu eylem ve durumlara münhasır bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre dahi, kelepçe uygulaması için, kaçmayı önleme, hâkimin talimatı ve gözetiminde tıbbi nedenler ve diğer kontrol usullerinin yetersizliği halinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için, kurum en üst amirinin emri gerekir.

                                      Tüzük m.163 uyarınca, tutuklu ve hükümlülerin duruşma veya Cumhuriyet Başsavcılığı’na sevklerinin yapılabileceği ve bu sevk sırasında, CMK m.93, 5275 syl. Kanun m.58’e uygun olarak, m.169/2. fıkra uyarınca;

                                      “Hükümlü, havalandırma ve ışık durumu yetersiz araçlarla, eziyet verici veya onur kırıcı şekilde nakledilemez. Nakil sırasında alınacak tedbirler, hükümlünün firarını önleyici ve yukarıdaki fıkrada yazılı engelleri gerçekleştirici sınırları aşamaz, birbirleriyle ve görevlilerle herhangi bir tartışmaya girmelerini engelleyici boyutları geçemez.”

                                      Tüzük m.169/4. fıkra uyarınca da;

                                      “Nakil sırasında hükümlünün iaşe ve bedensel ihtiyaçları giderilir.”

                                      Tüzük m.170/3. fıkra uyarınca da;

                                      “Nakledilecek hükümlüye ait gözlem ve sınıflandırma dosyası ile sevk evrakı nakli gerçekleştirecek görevliye teslim edilir. İnfaz dosyası, nakledildiği kuruma ulaştırılmak üzere, derhal ilgili yer Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.”

                                      Tüzük m.171/2. fıkra uyarınca;

                                      “Hükümlünün, kabul odalarında bekletilmesi sırasında yapılacak işlemde, naklen geldiği kurum tarafından sevk sırasında gönderilen hükümlüye ait gözlem ve sınıflandırma dosyası ile sevk evrakı da dikkate alınır.”

                                      Tüzük m.186 uyarınca, yukarıda belirtilen hükümler, tutuklulara da uygulanır.

                                      TC. Adalet Bakanlığı, Ceza Evleri Genel Müdürlüğü’nün, 27.06.2005 tarihli, 1 nolu genelgesi, ikinci Bölüm’de “Hükümlü ve Tutukluların Nakil İşlemleri”başlığı altında yer alan, nakiller ve nakillerde uygulanacak usul ve esasların belirlendiği kısmın 13. maddesinde, CMK. m.93 ve CGTİHK m.58’e uygun olarak, gereksiz yere, onur kırıcı kelepçe ile nakil olmamasını temin için, aynı genelgenin, aynı bölümünde, m.14.11’de yer alan şekilde, tutuklu ve hükümlünün nakline dair tüm yazışmalarda, kurum idaresi tarafından düzenlenen ve onaylanan genelge ekindeki örnek, “hükümlü ve tutuklu bilgi formu”nun ekleneceği ve m.14.9’da da, tutuklu veya hükümlünün bilgilerinin en az iki gün öncesinden, sorumlu kolluk kuvveti birimine bildirileceği düzenlenmiştir.

                                      Yine aynı genelgenin, üçüncü bölüm, “ortak etkinlikler”başlığı altında, m.12 ve 13’de, “tehlikeli halde olduğu saptanan”veya “güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı saptanan”ayrımına yer verilmekle, ayrımın nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. Durumu, kelepçe ile nakil edilme koşullarına uymayan, başvurucu gibi tutukluların kelepçesiz olarak naklinin de mümkün olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak cezaevi idaresi üzerine düşen yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmeyerek, davacının kelepçeli naklini önleyici görevini ihmal suretiyle kötüye kullanmıştır. Bu durum halen de devam etmektedir.

                                      Kolluk birimi de, genelgeye uygun olarak tutuklu ve hükümlü hakkında bilgi formunu, cezaevi idaresinden istememekte ve tüm diğer hükümlü ve tutuklular gibi, başvuranı da kelepçeli olarak nakletmek suretiyle, muhafaza görevini kötüye kullanmak suretiyle, suç işlemektedir. Kolluğun bu tutumu da devam eden bir haldedir.

                                      5395 sayılı Kanun m.18 uyarınca ise, çocuklara kesin olarak kelepçe takılmayacağı ifade olunmuştur.

                                      Antalya L Tipi Kapalı Ceza Evi’nden adliyeye nakilleri yapılan tüm tutuklular, herhangi bir ayrım yapılmaksızın, kadın-erkek, yetişkin-çocuk, tümü kelepçeli olarak nakil edilmektedir.

                                      Özellikle çocuklar yönünden, ne uluslararası çocukları çocukları koruma hakkındaki sözleşmelere ne de, Çocukları Koruma Kanunu’na uygun davranılmaktadır.

                                      Açıklanan neden ve gerekçeler ile gayri insani kelepçeli nakil, tüm tutuklu ve hükümlüler ile özellikle çocuklar yönünden hukuka ve kanuna aykırı şekilde uygulanmaktadır.

                                      Bu durum Anayasa m.13 ve 14’e açıkça aykırıdır. Yanısıra Anayasa m.10/3. fıkrada yer alan, çocuklara pozitif ayrımcılık kuralına da terstir.

         4-Ring Araçlarında, Emniyetli Bir Nakil

Yapılmamaktadır:

                                      Kelepçeli nakil, ring araçlarının içinde de devam ettiğinden, kelepçeli bir kimsenin emniyet kemerinin tertibatını çözüp takması mümkün olmadığından ve çoğu ring aracında da zaten herhangi bir emniyet kemeri bulunmadığından, araç ile nakil hem kelepçeli ve hem de Karayolları Trafik Kanunu Hükümlerine (KYTK.m.78)aykırı olduğu gibi, can güvenliği olmaksızın nakil gerçekleştirilmektedir.

                                      Başvurucunun naklinin, hiç gerekmediği halde kelepçeli yapılması, nakil aracı içindeki kapalı ortamda da Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine aykırı olarak nakledilmesi, havasız ortamda tutulması hukuka aykırıdır.

                                      Bu nakil kelepçeli olduğundan, gayri insanidir de.

                                      Örneğin Antalya L Tipi Kapalı Ceza Evinde 3 adet nakil aracı var ve bu araçlardan birinde emniyet kemeri tertibatı var, diğer ikisinde ise yoktur. Emniyet kemeri olan ile de nakil halinde de, kelepçeli nakil yapıldığından dolayı, emniyet kemerini tutuklu ve hükümlüler kullanamamaktadır.

5-Adliye ve Hastane Nakillerinde İaşe İhtiyacı, Kurallara

Uygun Değildir:

                                      Tutuklu ve hükümlüler adliye ve hastaneye nakil olduklarında, duruşma ve tedavi sürecinin uzun sürmesi halinde öğlen ve/veya akşam iaşesi ihtiyaçlarının giderilmesi için, ne hastanenin ve ne de adliyenin yemek imkânlarından yararlandırılmamaktadır.

                                               Tutuklu ve hükümlülere, yaz-kış, öğlen ve akşam mutad olarak, yarım ekmek, 1 domates, 1 de hıyardan, ibaret iaşe veriliyor.

                                      İtirazımız ve bakanlık düzeyindeki başvurularımız üzerine, hijyenik yönden, naylon poşete sarılarak aynı iaşeye devam olunurken, ayrıca bir elma, bir dilim peynir, reçel gibi zaman zaman değişik iaşe de değiştirilerek verilmeye başlanmıştır.

                                      Ancak bu konuda da ciddi bir denetim sistemi olmadığından, sorun devam etmektedir.

                            6-Nihayet İtiraz ve Şikâyetlerimiz Üzerine, İç Postada

Posta Pulu Uygulaması Kaldırıldı:

         Cezaevinde, koğuştan koğuşa yazılan mektuplarda da posta

pulu yapıştırılmaz ise, mektuplar verilmemekteydi.

                                      Bu konuda da, bakanlık genelgesi bulunmasına rağmen, pulsuz postalar, muhataplarına verilmiyordu.

                                      Bu şekilde de, Anayasa m.22’de düzenlenmiş olan haberleşme hürriyeti ihlal olunuyordu. Aynı zamanda TCK. m.124’de yer alan haberleşmenin engellenmesi söz konusudur.

                                      TC. Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün 22.01.2007 tarihli, 45/1 nolu genelgelerinin, 5. Bölüm, m.6 uyarınca, iç postada posta pulu kullanılmayacağı ve mektupların, mektup okuma komisyonunca, CGTİHK m.68/2 uyarınca denetimi yapılarak, m.68/3. fıkradaki kısıtlama şartı yok ise, mektubun, ilgilisine verileceği düzenlenmiştir.

                                      Oysa, bütün bunlara rağmen, Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi Müdürlüğü bünyesinde, İÇ POSTA uygulaması yapılmakta ve tüm mektuplara, kantinde satılan posta pulunun yapıştırılması istenmekteydi.

                                      Şikâyetlerimiz ve başvurularımız üzerine durum biraz rahatlamış olsa da, denetim olmadığından, posta ve haberleşme hakkı güvenli tam değildir.

7-Özel Hayatın Gizliliği İhlal Olunmaktadır:

                                               Anayasa m.20’de düzenlenmiş olan, özel hayatın gizliliği, cezaevi mektup okuma birimi tarafından ihlal olunmakta, mektuplar, satır satır okunmaktadır.

                                      Bir tutuklu ve hükümlü, en özel mektup ve sözlerini dahi, özel ve gizli olarak yazamamaktadır. Bu temel bir insan hakkı ihlalidir.

8-Cezaevlerinde Bulunan Tuvaletlerde, Klozetli Tuvalet

Olmaması, Büyük Mağduriyet Yaratmaktadır:

                                     Antalya L tipi Kapalı Cezaevi’nde, sadece özürlü koğuşu olarak kullanılan bir tek koğuşta klozet bulunmaktadır. Diğer tüm koğuşlarda ikişer adet alaturka tuvalet vardır. Herhangi bir rahatsızlığı olan veya olabilecek tutuklu ya da hükümlü, alaturka tuvaleti kullanmasına engel bir hali oluştuğunda ciddi sıkıntı oluşmaktadır.

                                      Başvurucu ile aynı koğuşta olan bir arkadaşı, tuvalette klozet bulunmadığı için, tuvalet ihtiyacını giderememiş ve bu nedenle yatağına yapmak zorunda kalmıştır.      

                                      Bu durum tüm tutuklu ve hükümlüler gibi, başvurucunun da başına geldiğinde, aynı mağduriyetlerin olmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

                                      5275 syl. Kanunda düzenlenen temel ilkelerin (m.2), amacın (m.3), infazda gözetilecek ilkelerin (m.6), iyileştirmede başarı ölçütünün (m.7) elde edilebilmesi ve hayata geçirilebilmesi için, özürlü veya olası bir hastalık halinde; tutuklu veya hükümlünün, bir insan olarak yaşamını kolaylaştıran gerekli tedbirlerin alınması ve bundan doğabilecek mağduriyetlerin önlenmesi gerekir.

                                      Her şeyden önce, 5275 syl. Kanun m.80, 81 uyarınca, kurum tabibince hazırlanacak rapor, kişinin yaşamını tek başına sürdürüp sürdürememesi belki de klozetli bir tuvalet ile mümkün olabilecekken, tutuklu ve hükümlünün aleyhine olabilecektir. Çünkü mimari ve yaşamsal öngörüler, tıbbi yönden gözetilmeyebilir ve anlaşılmayabilir.

                                      Her şeyden önce kişilerin kültürel değer ve alışkanlıklarının gözetilmesi ve günümüzde klozet kullanımının zorunlu bir ihtiyaç olduğunun düşünülüp, kabul edilmesi gerekir. Bugün mimari olarak, tüm ev ve iş yerlerinde, toplu olarak bulunulan yerlerde, klozetli tuvaletlerin yapıldığı ve insanlarımızın bu şekilde tuvalet alışkanlığı kazandığı, kültürümüzün de bir parçası haline geldiği bilinmektedir. Aksini düşünmek, bilineni inkâr anlamına gelecektir.

                                     Cezaevinin mimari projesi bu yönüyle ihtiyaca yanıt vermemekte ve insanlar, alaturka tuvalete de mahkûm edilmektedirler.

                                       9-Cezaevinde Kışın Isınma Yeterli Olmayıp, Hava Şartlarına Aykırı Olduğu Gibi, Yazın da Aşırı Sıcak Nedeniyle Uygun İklimlendirme Yapılmamaktadır:

                                      Cezaevinin yapı tarzı, yaz aylarında aşırı sıcak, kışın da aşırı soğuk olacak şekildedir.

                                      Koğuş ortamı ve oda ortamlarında gerçekleştirilen kapasite artırımı nedeniyle, oda ortamında ve koğuş ortamında yeterli soğutma ya da ısınma imkânı bulunmamaktadır.

                                      Özellikle yaz aylarında koğuşların üst katlarındaki odalar, sıcaktan yaşanılamaz durumda iken, mevcut durumda ve kış aylarında B/11 koğuşunun salon,  1. ve 2. odaları ile tuvaletinde bulunan kaloriferinin, motor sistemindeki arıza nedeniyle, kalorifer tam olarak çalışmamaktadır. Tuvaletin kalorifer peteği de iptal olunmuştur.

                                      Anılan yerde tutulan hükümlü ve tutuklular soğukta kalmış ve mağdur olmuşlardır.

                                      Bu yıl için de, B/11 koğuşunda bulunan tutuklu ve hükümlüler topluca, cezaevi müdürlüğüne dilekçe ile başvuruda bulunmuşlar ise de, herhangi bir çalışma yapılıp arıza giderilmemiştir.

                                               Tutuklu da olsa, kişilerin, Anayasa m.17-74 arasında düzenlenmiş, m.90 uyarınca iç hukuk haline gelmiş uluslar arası sözleşme kuralları uyarınca temel insan hak ve özgürlüğü bulunmaktadır ve bunlardan vazgeçilemez.

                                      Yine 5275 syl. Kanun m.63/4. fıkraya göre,

                                      “Oda ve kısımlarda iklim koşulları göz önüne alınarak yeterli yer, ışık, ısınma, havalandırma ve hijyen sağlanır.”

                                                               Cezaevinin kalorifer sistemi genel olarak hava şartlarına ve ihtiyaca uygun olarak çalıştırılmamaktadır.

                                      Tutuklu ve hükümlülere, kısıtlı giysi imkânı tanınması nedeniyle de, tüm insanlar yaygın olarak hasta olmaktadır.

10-Fotokopi İhtiyacı Gereği Gibi Karşılanmamaktadır:

                                      Cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin temel ihtiyaçlarından olan fotokopi ihtiyacı ama sayısal nedenlerle, ama fotokopi cihazının yetersizliği, ama personel yetersizliği gibi gerekçelerle,  gereği gibi karşılanmamaktadır.

                                      Örneğin bir temyiz dilekçesine eklenecek herhangi bir belgenin fotokopisi 2-3 günde karşılanmayınca, temyiz süresini geçirme ve hak kaybına uğrama durumları ortaya çıkmaktadır.

                                      Bu durumda, savunma ve adil yargılanma hakkının ihlaline neden olmaktadır.

11-Dilekçe Güvenliği Yoktur:

                                      Tutuklu ve hükümlülerin her türlü başvuru ve istemleri dilekçe ile yapıldığı gibi, duruşma ve davalarına dair başvuruları da yazılı dilekçe ile yapılmaktadır.

                                      Ancak, tutuklu ve hükümlüler, kurum müdürlüğüne verdikleri dilekçelerine dair, kendilerine herhangi bir belge verilmediğinden mağdur edilmektedir.

                                               Anayasa m.40/1 ve m.74 uyarınca dilekçe hakkı, güvenlik içinde olmayıp, buna dair birçok mağduriyet gündeme gelmekte, TCK m. 121’de yer alan dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi fiilleri meydana gelmektedir.

                                      Başvurucu, Kurum Müdürlüğü’ne doğrudan ya da Kurum Müdürlüğü aracılığı ile ilgili mercilere gönderdiği dilekçeleri için, kendisine herhangi bir belge, alındı belgesi veya makbuz verilmediği gibi kuruma verilen dilekçelere de yazılı yanıt dahi verilmemektedir.

                                      Anayasa m.74 uyarınca,

                                      “Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancılar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.

                                                Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.”denilmektedir. Anayasal bir temel hak olan dilekçe hakkı, bu hakkın güvenliğinin temin edilmesi ve başvuru sonucunda dilekçe sahiplerine gecikmeksizin yazılı olarak bilgi verileceği Anayasa m.74’te açıkça yer ettirilmişken, bu kurala uyulmaması Anayasa m.2’de yer alan “hukuk devleti ilkesi”ne açıkça aykırıdır.

                                      Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nün faaliyetleri, 4982 syl. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu m.2’de yer alan kamu kurum ve kuruluşlarının kapsamında olduğu için bu kanun hükümlerine uygun davranmakla yükümlüdür. Yoksa bir kamu kurumu niteliğine haiz Cezaevi Müdürlüğü idari ve cezai bakımdan sorumludur.

                                      4982 syl. Bilgi Edinme Hakkında Kanun m.5 uyarınca,

                                      “Kurum ve kuruluşlar, bu Kanunda yer alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idari ve teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler.

                                               Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.”denilmesine rağmen Cezaevi Müdürlüğü dilekçe hakkı güvenliğinin temini ve başvurularımıza rağmen bir alındı belgesinin verilmesinin temini için herhangi bir idari ve teknik tedbir almamıştır.                   

                                      Bu nedenle hiçbir tutuklu ya da hükümlü dilekçesini veya ekindeki belgesini kuruma verdiğini ispat edememektedir.

                                      Bu durum, temyiz sürelerinin kaçırılması,  etkili başvuru hakkının kullanılması ya da başkaca hakların ihlalini doğurmaktadır.

851
0
0
Yorum Yaz