ANTALYA L TİPİ KAPALI CEZA EVİ ÜZERİNE (2)

2013-08-03 21:13:00

                                   12-Mahkeme ya da Diğer Resmi Kurum ve Kuruluşlara Başvurularda da UYAP Gönderi Belgesi Verilmemektedir:

                                      Dilekçe hakkının güvenli olmadığı gibi, UYAP ortamından gönderilen her türlü dilekçenin de bu işlemine dair herhangi bir belge verilmemekte, dilekçe veya başvuruların yapılıp yapılmadığı ya da bir başka başvuruda belge olarak kullanım söz konusu olunca, böyle bir belge olmadığından sıkıntı yaşanmaktadır.

                                      13-Cezaevi İçinde Bulunan ve Kantinden Alınmış Eşyaların, Tutuklu ve Hükümlülerin Birbirlerine Hibe Yapmaları Dahi Engellenmektedir:

                                      Genel hukuk ilkeleri, Anayasa m.35 ve BMİHEB m.17, AİHS Ek Protokol m. 1’de düzenlenmiş Mülkiyet hakkı ihlal olunmakta, çeşitli gerekçelerle, CGTİHK m. 28, Tüzük m. 83/1-g bendi yanlış yorumlanmak suretiyle, tutuklu ve hükümlülerin dayanışma amacıyla birbirlerine hibe yapmaları önlenmekte, bu gerekçe ile de bağış mallara el konulmaktadır. Bu durumda TCK m. 250’de düzenlenmiş olan irtikâp suçu yaygın olarak işlenmektedir.

                                     Vekil eden cezaevinde kaldığı dönemde, ihtiyacı olan Beko marka, beyaz renkli, mini buzdolabını, önceki sahibi olan, arkadaşı Özer YILMAZ’dan, açık cezaevine gideceği ve artık ihtiyacı kalmadığı için, karşılıklı rızaları ile kendi aralarında tanzim ettikleri yazılı hibe/bağış belgesi ile edinmiştir.

                                      Vekil eden buzdolabını, hibe aldığı tarihten itibaren kullanmaktadır. Aynı odada kaldığı başka bir arkadaşı da buzdolabı alınca, B/11 Koğuşunun, 1 nolu odasında 2 adet buzdolabı olmuştur.

                                      Koğuşlar 7 kişi ve odalar birer kişi kalacak şekilde planlanmış iseler de, kapasite artışına gidilmekle, neticede vekil edenin kaldığı oda 4 kişilik hale getirilmiş ve tutuklular kendi ihtiyacı olan ve cezaevinde bulundurulması kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgeler ile uygun görülen malzemeleri kantinden, dış kantin yoluyla dışarıdan ya da birbirlerine hibe etmek yoluyla kullanmaktadırlar.

                                      22.11.2012 günü, vekil edenin odasında bulunan buzdolabının fazla olduğu gerekçesiyle tasfiye edilmek istenmiştir. Bunun üzerine vekil eden buzdolabını, kapalı görüşüne gelen görüşçüsüne vermek üzere, kurum müdürlüğüne, 23.11.2012 tarihli dilekçesi ile bildirmiştir. Kapalı görüşte, buzdolabını, görüşçüsüne verebileceğine dair, vekil edenin dilekçesi onay görmüştür. 27.11.2012 günü ise, kantin fişi olmadığı gerekçesi ile bu isteği reddolunmuştur.

                                      Vekil eden de bunun üzerine, aynı kurumda olan, B/4 çocuk koğuşunda tutuklu olarak kalan, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) öğrencisi Mustafa KARATOP adlı çocuğa hibe etmek üzere, kuruma dilekçe ile başvurmuş ve 2 adet hibe belgesi hazırlayarak dilekçesine eklemiştir.

                                      Başvurucunun bu isteğinin de yerine getirilemeyeceği ve ancak buzdolabını, cezaevi müdürlüğüne bağışlayabileceği ve tasarrufun nasıl olması gerektiğine ise kendilerinin karar vereceklerini bildirmişler, vekil edenin hem buzdolabını kullanmasını, hem dışarıya çıkarmak için görüşçüsüne vermesini, hem de bir başka kimseye hibe etmesini icbar etmek suretiyle engellemişlerdir.

                                      Vekil eden kendisine karşı işlenen bu suç nedeniyle 03.12.2012 tarihli dilekçesi ile Antalya İnfaz Hâkimliği’nin 2012/1322 E. sayılı dosyasından şikâyette bulunmuştur. Başvuru yine aynı şikâyet dilekçesi ile birlikte suç işleyen görevliler hakkında Antalya Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş ve halen 2012/73462 nolu soruşturma dosyasından şikâyetliler hakkında soruşturma yürütülmektedir.

                                      Tutuklu ve hükümlülerin temel insan hakkı olan mülkiyet hakkının ihlalin yol açan bu uygulama, titizlikle incelenmeli ve yaygın olarak işlenen suç, önlenmelidir.

                                      Başvurucu, tutuklu bulunduğu kurumda, hukuka, kanuna aykırı cereyan eden hususlarda yaptığı başvuru ve şikayetleri nedeniyle, kendisi susturulmak, haddi bildirilmek istenmiş ve bu nedenle bahane aranmış ise de, hukuka ve kanuna herhangi aykırı bir davranışı olmadığı halde, aynı koğuşta kalan arkadaşından hibe yoluyla edindiği bir buzdolabı bahane edilerek hakkında disiplin soruşturması açılmış, yanı sıra, aynı konu ile ilgili olarak hem Antalya İnfaz Hâkimliği’ne ve hem de Antalya (Cezaevinden sorumlu)Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunduğundan bahisle de 2. bir disiplin soruşturması açılmıştır.

                                      Bu şekilde, başvurucuya karşı, kurum tarafından hem hukuka ve kanuna aykırı tutum ve davranışlar yoluyla hem de disiplin soruşturmaları yoluyla mobing uygulamaya başlamış, bunu her geçen gün daha da arttırmak, başvurucunun en temel hak ve özgürlüklerini yok saymak suretiyle yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme olanaklarını daraltmakta, infazda güdülen amaca aykırı tutum ve davranışlara girişmektedir.

                                      Kurum, bu yol ve yöntemler ile bir çok hükümlü ve tutuklunun en temel insan hak ve özgürlüğüne ilişkin hak talebinde bulunmasını dahi önlemekte, aynı yöntemleri, başvurucuya da uygulamak suretiyle baskı kurmak istemektedir.

                                      5275 syl. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.6/1-b bendine göre,

                                      “b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddi ve manevi koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

                                      5275 syl. Kanun m.6/1-c bendinde, “kanunilk ve hukuka uygunluk ilkelerinin esas”alınacağı, (e) bendinde, “adalet esaslarına uygun hareket”edileceği, (f) bendinde, “hükümlülerin yaşam haşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınmasının zorunlu”olduğu, (g) bendinde, “Hükümlünün infazın amacına uygun olarak kanun, tüzük ve yönetmeliklerin belirttiği hükümlere uymasının zorunlu”olduğu, (h) bendinde de, “Kanunda gösterilen tutum, davranış ve eylemler ile kurum düzenini ihlal edenler hakkında belirtilen disiplin cezaları uygulanır.”denilmektedir.

                                      Aynı temel ilkeler, Tüzük m.4, 5 ve 6. maddesinde de tekrar olunmuştur.

                                     Kurumda, birden fazla el konulan mal bulunmaktadır. Örneğin kurumun idare binasında, personel odalarında, çeşitli koğuş ve odalarda, kantinden alınmış olmasına rağmen, başkaca tutuklu ve hükümlüler tarafından kullanılmakta olan eşyalar bulunduğu gibi, kurum görevlileri tarafından da kullanılan eşyalar bulunmaktadır. Oysa TCK m.2/2. fıkra uyarınca “İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.”Herhangi bir eşya ya da mala el konulması da mümkün olmayıp, ancak TCK m.54’de düzenlenmiş olan, bir eşyanın müsaderesi için, hakim veya mahkemenin kararı gerekir.

                                      Oysa kurum, başvurucu hakkında disiplin cezası uyguladığı gibi, başvurucunun arkadaşı Özer YILMAZ’dan hibe yoluyla edindiği buzdolabına da tasarruf etmesini, kullanmasını da engellemekte; hem görüşçüsüne vermek suretiyle kurum dışına çıkarmasını; hem de bir başkasına bağışlamasını da önlemek suretiyle, disiplin konusu yapılan buzdolabına dair de, herhangi bir müsadere kararı olmaksızın, irtikap etmektedir.

                                      Vekil eden hakkında yürütülen disiplin soruşturması ve verilen disiplin cezası başvurucunun, hem İnfaz Hâkimliği’ne, hem Cumhuriyet Savcılığı’na ve hem de Adalet Bakanlığı CTE Genel Müdürlüğü’ne yapılan şikâyet ve başvurularımızdan dolayıdır.

                                      Çünkü kurum, kurum ile ilgili olarak ama bakanlığa, ama savcılığa, ama infaz hâkimliğine herhangi bir sorun yansıtıldığında, tüm bunlarda, usulen bir disiplin soruşturması yapmakta ve karşı atak olarak, tutuklu ve hükümlüyü haksız konuma getirmek için delil yaratmakta, ayarttığı tutuklu veya hükümlülerin ifadelerini alıp, savunma delili olarak kullanmakta; kendisini kusurlu göstererek dilekçe ya da belgeleri ilgili merciye sunmayarak, yanıltmaktadır.

                                      Bu ve benzeri örnekler, kurumda mevcut hukuka, kanuna aykırı işlem ve faaliyetlerin tümünde yaşanmakta ve şikâyet ve başvuruları boşa çıkartmaktadır.

                                      Nitekim Devleti koruma refleksi gösterilmekle, hukuk Devleti olan TC. Devletine daha büyük zarar verilmektedir.

                                      Yine Eylül 2012 tarihinde, Kurum Müdürlüğü’ne vermiş olduğu dilekçe ile buzdolabının kendi adına kaydını talep etmiş ve fakat, bölüm sorumlusu infaz koruma memuru İbrahim ÇİFTÇİ’nin kendisini çağırarak, “Dilekçeni müdürlüğe intikal ettirmedim, buradaki dosyana koydum. Buzdolabı senin ama giderken götüremezsin!”denmesi üzerine, dilekçe hakkını engellemekten dolayı hakkında, Antalya Cumhuriyet Savcılığı’nın 2012/56408 nolu soruşturma dosyasından yürütülen soruşturmada verdiği ifadede ise bu kez, kendisine dilekçe ve ekindeki hibe belgesinin gelmediği, haberi olmadığı yönünde, kendisini “dilekçe hakkını engelleme”suçundan kurtarmak amacıyla verdiği ifadesi sonrasında kurumun başvurucuya karşı takındığı tutumdan kaynaklıdır.

                                      Tüm bunlar bir yana;

                                      Anayasa m.38/4. fıkra uyarınca, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

                                      Anayasa m.90 yollamasıyla, BMİHEB m.11/1. fıkra ile AİHS m.6/2. fıkra uyarınca da, Anayasa m.38/4. fıkra ile uyum içinde düzenleme yer almıştır.

                                      Anayasa m.38/3. fıkra uyarınca, “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.”Yine m.38/1. fıkra, 1. cümle uyarınca, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”Anayasa m.90 yollamasıyla, BMİHEB m.11/2. fıkra ile AİHS 7/1. fıkrada da, suç ve cezanın kanuniliği ilkesinin düzenlendiği, Anayasa m.38/1-3. fıkralar ile uyumlu düzenlemeler yer almıştır.

                                      Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde yer alan suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin yansıması olarak, TCK m.2/1’de yer alan düzenleme gibi, m.2/3. fıkrada yer alan kıyas yasağı ve kıyasa yol açacak geniş yorum yasağı yer almıştır.

                                      5275 syl. Kanun m.6/1-c bendi 2. cümlede, “kanunilik ve hukuka uygunluk ilkelerinin esas”alınacağına işaret olunmuştur.

                                      TC. Devleti bir hukuk devleti olup (An. m.2)hukuki ve kanuni mevzuata aykırı herhangi suç ya da ceza üretilmesi mümkün olmaz. TCK m.5 yollamasıyla, TCK’nun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.

                                      O halde kanunda açıkça düzenlenmemiş ve hukuka uygunluk ilkesine aykırı herhangi bir suç ve cezadan söz edilemez.

                                      Başvurucuya karşı ileri sürülen isnat, 5275 syl. Kanun uyarınca çıkarılan, 06.04.2006 tarihli, 26131 nolu Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş olan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük m.83/1-g bendinde yer alan, “Hükümlüler, kuruma veya diğer hükümlülere ait eşyayı izinsiz olarak alamaz ve bunları tahrip edemez.”hükmüne aykırı davranış nedeniyle disiplin soruşturması başlatılmış ve savunma talep etmiştir.

                                      Oysa, başvurucunun, arkadaşlarından buzdolabını hibe alması kanuna, tüzüğe, yönetmelik ve herhangi bir genelgeye aykırı olmadığı gibi, 5275 syl. Kanun m.6/1-b bendinde yer alan, “Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddi ve manevi koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasa’da yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”denilmekle, “İnfazın temel amaçları”ve “Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk”dışında, 5275 syl. Kanunda açıkça yer alan kısıtlamalar haricinde Anayasa’da yer alan temel insan hak ve hürriyetlerin kısıtlanması mümkün değildir.

                                      Nedir bu Anayasal haklar? Anayasanın m.17-74 arasında yer alan ve Anayasa m.90 yollaması ile uluslararası sözleşmelerde yer alan temel insan hak ve hürriyetleri olup, Anayasa m.35’de düzenlenen mülkiyet hakkına göre, “Herkes, mülkiyet hakkına sahiptir.”

                                      5275 syl. Kanun, 5. Kısım, “Salıverilme Öncesi ve Sonrası Hükümlüye Yardım”başlığı altında, 1. Bölüm, “İnfaz Kurumuna Dış Yardımlar ve Hükümlülerarası Yardımlaşmalar”başlığı altında düzenlenen, “İnfaz Kurumuna dış yardımlar”başlığı altında yer alan m.102/1-2. fıkra şöyledir;

                                      “(1) Hükümlülerin ceza infaz kurumlarından salıverilmelerinden önce veya salıverilmelerinden sonra kişisel zorluklarını aşmalarını, iyileştirilmelerini ve dışarıdaki yaşama uyumlarını sağlamak amacıyla ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel kişileri görev alanlarına giren konularda gerekli desteği ve hizmeti vermekle yükümlüdürler.

                                               (2) Bu konuda gönüllü kişi, kurum ve kuruluşlardan yardım alınabilir.”

                                      Yine 5275 syl. Kanun m.103’de, “Hükümlülerarası yardımlaşma”başlığı altındaki düzenleme şöyledir;

“Meslek ve sanatlarında becerili olan hükümlüler, çalışma yeteneğine sahip ve istekli diğer hükümlülere, yönetimle işbirliği yaparak ceza infaz kurumunda ve salıverilmelerinden sonraki yaşamlarında iş, meslek veya sanat öğrenmelerini sağlamak amacıyla katkıda bulunabilirler.”                            

                                      Bunun gibi,

                                               Tüzük, Onbirinci Kısım’da, “Yardımlar, Bağışlar ve Son Hükümler”başlığı altında, Birinci Bölüm’de, “Hükümlüler ile Kuruma Dış Yardım ve Bağışlar, Hükümlülerarası Yardımlaşmalar”başlığı altında düzenlemede, “Hükümlülerarası yardımlaşma”alt başlığı altında düzenlenmiş olan m.189 şöyledir;

                                      “Meslek ve sanatlarında becerili olan hükümlüler, çalışma yeteneğine sahip ve istekli diğer hükümlülere, kurum idaresi ile işbirliği yaparak kurumda ve salıverilmelerinden sonraki yaşamlarında iş, meslek veya sanat öğrenmelerini sağlamak amacıyla katkıda bulunabilir.”

                                      Yine Tüzük m.188’de yer alan düzenlemede, tutuklu ve hükümlülerin kendi aralarında bağış ve yardımları yasaklanmamış, aksine yardımlaşmaları teşvik edilmiştir.

                                      Tüzüğün 186. maddesi uyarınca aynı hükümler, tutuklular hakkında da uygulanır.

                                      Tüzük uyarınca, 09.11.1983 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış olan Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri Kütüphane ve Kitaplık Yönetmeliği’nin 6. maddesinde, (d) bendinde, “Hükümlü ve tutukluların kitap bağışından”bahsedilmekte ve bu suretle, hükümlü ve tutukluların bağış yapabilecekleri kabul edilmektedir.

                                      Diğer yandan,

                                      5275 syl. Kanun m.7/2. fıkrası ile Tüzük m.6/2. fıkranın açık lafzından ortaya çıkan sonuç şudur ki, “İnfaz, hapis cezasının zararlı etkisini mümkün olduğu ölçüde azaltarak anlayış doğrultusunda, program, usul ve araçlarla yerine getirilir.”

                                      Bu anlamda,

                                      5275 syl. Kanun m.51’de düzenlenen “ödüllendirme”başlığı altındaki düzenleme gibi, Tüzük m.159/1 ve 160/1-b bendinde yer alan, “Davranışları ile arkadaşları ve çevresine iyi örnek olmak”ve d bendinde yer alan, “İyileştirme faaliyetlerinde gösterdiği davranışlarla bu çalışmalara katkı sağlamak”gayretinde olan başvurucunun, yardımlaşmada güttüğü amaç, elindeki, kullanım dışı buzdolabını B/4 (Çocuk)koğuşunda bulunan Mustafa KARATOP’a hediye etmek istemesi ile de hayırseverlik ve yardımlaşmaya örnek olmak isteyen başvurucunun Tüzük m.161’de yer alan “Ödüller”ile ödüllendirilmesi gerekirken, tam aksine bireyci ve bencil bir kimse olmaya itilmek ve üstelik cezalandırılmak istenmesi, infazda güdülen amaca ve iyileştirme program ve amaçlarına da aykırı düşmüştür.

                                      4721 syl. TMK m.1/1. fıkra uyarınca, “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.”

                                      TMK m.683/1. fıkra uyarınca;

                                      “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.”

                                      TMK m.683/2. fıkra uyarınca da;

                                      “Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.”

                                               Bir şey üzerinde fiili hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. (TMK m.973/1)

                                      Zilyetliğin devri, hazırlar arasında, şeyin veya şey üzerinde hâkimiyeti sağlayacak araçların, edinene teslimi veya edinenin önceki zilyedin rızasıyla şey üzerinde hâkimiyeti kullanacak duruma gelmesi halinde devredilmiş olur. (TMK m.977)

                                      Zilyet, rızası dışında gerçekleşen her türlü gasp ve saldırıya karşı kuvvet kullanabilir, kendisinden alınan şeyi (taşınırlarda), eylem sırasında veya kaçarken yakalananın elinden alarak zilyetliğini koruyabilir. (TMK m.981)

                                      Başkasının zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etse bile onu geri vermekle yükümlüdür.

                                      Zilyetliğin gasbında dava, o şeyin geri verilmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur. (TMK m.982)

                                      Zilyetliğe saldırıda bulunan, şey üzerinde bir hak iddia etse bile; zilyetliği saldırıya uğrayan, ona karşı dava açabilir. Dava, saldırının sona erdirilmesine, sebebin önlenmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur. (TMK m.983)

                                      Taşınır bir malın zilyedi, onun maliki sayılır. (TMK m.985/1)

                                      Bir taşınırın zilyedi, kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip olduğu karinesine dayanabilir. (TMK m.987/1)

                                      Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı ayni hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur. (TMK m.988)

                                      Bu temel kanuni kurallara göre, Beko marka, mini buzdolabının maliki başvurucu olup, görevlilerin, başvurucunun bu haklarını ortadan kaldırmaya kalkışması, TCK m.250’deki suçu oluşturur.

                                      Salt ve doğrudan doğruya, kurum kantininden satın almadığı, arkadaşlarından hibe olarak,  kurumdan izinsiz aldığı gerekçesi ile buna dair açık herhangi bir kanuni düzenleme bulunmamasına, aksine genel hukuk kuralları ve kanuni düzenleme ile temel mülkiyet hakkına (An. m.35)sahip olan başvurucunun maliki olduğu dolabı kullanması, yararlanması veya tasarruf etmesi önlenemez. Ki başvurucunun malı hakkında verilmiş herhangi bir müsadere kararı da bulunmamaktadır. (TCK m.54)Müsadere TCK genel hükümlerde düzenlendiğine göre, kanunilik ilkesi bu konuda da geçerli olup, idare kendi kendisine, kanunsuz olarak düzenleyici işlemle, müsadere yapamaz. (TCK m.2/2)

                                      Yine genel hükümlerde yer alan TCK m.1, 24/1, 26 hükümleri dâhilinde, başvurucunun temel mülkiyet hakkı korunmalıdır.

                                      Peki, taşınır mülkiyetinin konusunu neler oluşturabilir?

                                      TMK m.762 uyarınca;

                                      “Taşınır mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.”

                                      Taşınır bir mal nasıl edinilir, yani nasıl malik olunur?

                                      TMK m.763 uyarınca;

                                      “Taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir.

                                               Bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetle ve malik olmak üzere devralan kimse, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile, zilyetlik hükümlerine göre kazanmanın korunduğu hallerde o şeyin maliki olur.”

                                      TMK m.5 uyarınca, “Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.”

                                               Bağışlama da, mülkiyetin geçişini sağlayan hukuki bir akit olup, 6098 syl. TBK m.285/1’e göre; “Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir.”

                                      “Fiil ehliyetine sahip olan herkes, eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklı kalmak üzere, bağışlama yapabilir.” (TBK m.286/1)

                                      “Fiil ehliyeti bulunmayan kişi ayırt etme gücüne sahipse, bağışlamayı kabul edebilir.” (TBK m.287/1)

                                      TBK m.289’da, “elden bağışlama”başlığı altında yer alan düzenlemeye göre;

                                      “Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur.”

                                      Bu açıklamalar ışığında, aynı koğuşta kalan Özer YILMAZ bağışlayan, başvurucu da bağışlanan olarak, koğuş içinde bulunan, cezaevine sokulması yasak olmayan ve hatta Özer YILMAZ tarafından kurum kantininden satın alınmak suretiyle edinilen, taşınır bir mal olan buzdolabının elden teslimi yoluyla bağışlanması, Anayasa m.35, Anayasa m.90 yollamasıyla BMİHEB m.17, AİHS Ek Protokol m.1 uyarınca kabul edilen, temel insan hak ve hürriyetlerinden olan mülkiyet hakkı kapsamında olan bir mal edinme yoludur ki, karşılıksız olarak mülkiyet edinme yollarından birisidir.

                                      5275 syl. Kanun m.6/1-b. 3. cümle yer alan düzenleme ile 5237 syl. TCK m.1’de yer alan düzenleme uyarınca korunması gereken temel insan hak ve özgürlüklerinden olup, kanunen herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir.

                                      Tutuklu ve hükümlülerin “Oda ve eklentilerinde bulundurulabilecek kişisel eşyalar”başlığı altında, 5275 syl. Kanun m.35’e göre;

                                      “Kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin oda ve eklentilerinde bulundurabilecekleri veya bulunduramayacakları kişisel eşya, gıda, tıbbi malzeme ve diğer ihtiyaç maddeleri yönetmelikle düzenlenir.” denilmiştir. (5275 syl. Kanun m.116/1. fıkra uyarınca, m.35, tutuklular için de uygulanır)

                                      5275 syl. Kanun m.35, 62 ve 70. maddeler uyarınca Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılmış olan, 17.06.2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş, Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik m.9’da, “Koğuş, oda ve eklentilerinde, kantinden temin edilmek koşuluyla, bir adet otuzyedi ekran televizyon ile elektrikli su ısıtıcısı, saç kurutma makinesi ve büro tipi buzdolabı ile kurumun bulunduğu coğrafi bölgenin iklim koşulları dikkate alınarak, her koğuş veya odada bir adet vantilatör bulundurulmasına izin verilebilir. Oda sistemine geçmemiş ceza infaz kurumlarında, koğuşların durumuna göre, bir adet büyük ekranlı televizyon ile buzdolabı bulundurulmasına izin verilebilir.”

                                      Her şeyden önce, bütün yukarıda anlatılanlar bir yana, hibe yoluyla maliki olduğu buzdolabından yararlanma, faydalanma ve tasarruf etme haklarından mahrum bırakılan ve bu yönüyle TCK m.250/1. fıkradaki irtikâp suçunun mağduru edilen başvurucunun buzdolabının akıbeti ne olacaktır? Bu sorunun yanıtını vermek ve bu suretle sonuca varmak gerekir. TCK m.54, Tüzük m.58 uyarınca, bir mahkeme ya da hâkim tarafından verilmiş eşya müsaderesine dair, herhangi bir karar almadan, şikâyet edenin sahibi olduğu malı, elinden nasıl alınır?

                                      Herhangi bir şekilde, başvurucunun arkadaşı Özer tarafından kendisine hibe ve hediye olunan buzdolabının geri alınması söz konusu olsa dahi, bu ancak, yine Özer tarafından veya onun vasi veya hak sahipleri tarafından talep olunabilir. Kurumun, buzdolabına el koyma hakkı ve yetkisi bulunmamaktadır.

                                      Şimdiye kadar kimse şikayet konusu yapmadığından, kimsenin ve özellikle savcının farketmediği, bazı yakınmalar olsa da, sanki kanunen ve hukuken kurumun bu şekilde yasak getirme hakkı varmış gibi değerlendirilmek suretiyle, önemli bir insan hakkı ihlal olunmuş ve devlet kurumu aracı kılınmak suretiyle kamu kurumunun ve kamu görevinin sağladığı nüfus kullanılarak, insanların hükümlü ve tutuklu hallerinden, zor durumlarından da yararlanılmak suretiyle TBK ve TCK uyarınca cebir ve ikrah, yani zor kullanma yoluyla, kişilerin icbar olunarak, irtikap suçu işlenmiştir.

                                      TMK m.23/1-2. fıkralar uyarınca;

                                      “Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.

                                               Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz.”

                                      TMK m.407/1. fıkra uyarınca, “Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.”

                                      TMK m.14 uyarınca, “Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.”

                                      TMK m.16/1. uyarınca, “Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.”

                                      TMK m.410/1-2. fıkralar        uyarınca;

                                      “Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan olunur.

                                               Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilandan önce etkilemez.”

                                      Yine TMK m.421/2. fıkra uyarınca,

                                      “Kısıtlamaya ve vasi atanmasına veya kısıtlanan velayet altında bırakılmışsa buna ilişkin karar, kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan olunur.”hükmüne amirdir.

                                      Başvurucu yönünden, TMK m.410/2. fıkra önemlidir ve “Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilandan önce etkilemez.”

                                      Her ne kadar Özer YILMAZ hükümlü, başvurucu tutuklu ise de, birbirlerine hibe yapmalarını, bağışlamada bulunmalarını, kendi aralarında yardımlaşmalarını önleyen, yasaklayan kesin bir kanun hükmü bulunmamakta olup, üstelik, her iki arkadaşın kendi arasında yapılan bu işleme, kurumun taraf olma, müdahil olma, başvurucunun mülkiyet ve zilyetliğine geçen buzdolabına el koyma hakkı ve yetkisi bulunmamaktadır. Çünkü, TMK m.763/2. fıkrası açıkça, “Devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile zilyetlik hükümlerine göre kazanmanın-iyiniyetin-korunduğu hallerde o şeyin maliki olur.”hükmü uyarınca, bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetli ve malik olma üzere devralan kimse olarak, buzdolabının maliki, başvurucudur.

                                      14-Tutuklu ve Hükümlüler Arasında Ayrımcılık Yapılmaktadır:

                                      Kişilerin mülkiyet hakkının ihlaline dair uygulama, idari yöneticilerin inisiyatifi ile uygulandığından, bazı tutuklu ve hükümlülerin malın tasarrufuna imkân verilirken, bazılarına ise ayrımcılık yapılmakta ve TCK m. 54 uyarınca herhangi bir müsadere kararı olmaksızın, tutuklu ve hükümlünün malına, cezaevi idaresi tarafından el konulmaktadır.

                                      5275 syl. Kanun m.2/1. fıkraya göre, “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, milli veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın”uygulanacağı, yine Kanunun m.2/2. fıkrasında da, “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda”bulunamayacağı temel ilkeler olarak belirlenmiştir.

                                      Her şeyden önce, Anayasa m.10, kabul dilmekle iç hukuk kuralı haline dönüşen ve kanunlar ile çelişki oluşması halinde, Anayasa m.90/5. fıkra uyarınca öncelikle uygulanması gereken BMİHEB m.1, 7; AİHS m.14; Ek 12 Nolu Protokol m.1; 5237 syl. TCK m.3/2. fıkra; 5275 syl. CGTİHK m.2/1. fıkra uyarınca kişilere karşı tam bir eşitlik ilkesinin uygulanacağı ve kişiler arasında herhangi bir ayrım yapılmayacağına dair hukuki ve kanuni düzenlemeleri gözetmek ve bu düzenlemeler karşısında da, 5275 syl. Kanun m.2/1. fıkrada ifadesini bulan ve hükümlüler arasında herhangi bir ayrım yapılmaması ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulama yapması gerektiğini vurgulayarak, kurumun ise, başvurucuya eşit davranmadığı ve açıkça ayrımcılık yaptığı açıktır.

                                      Çünkü kurum, aynı koğuşta iken;

                                               a)Alanya Yarı Açık Ceza Evine sevk olan Adem AYDIN’ın, esasen yine aynı koğuşta kalan Hasan POLAT’a ait olan bir adet mini buzdolabını hibe almış ve giderken de çıkışını yaparak görüşçüsüne teslim etmiştir ve bu suretle kurumdan çıkışını yapmıştır.

                                      b)Yine aynı koğuşta kalmakta iken tahliye olmuş olan Mehmet ERGİN adlı tutuklu, bir başkasından hibe aldığı televizyonunu, aynı şekilde görüşçüsüne teslim etmiş ve bu suretle kurum dışına çıkışını temin etmiştir.

                                      Yani kurum bu şekilde, istediği kişilere izin ve imkân vermekte, istemediği kimselere ise engel çıkarmak suretiyle mallarını bırakmaya zorlamakta ve bu suretle TCK m.250’de düzenlenmiş olan irtikâp suçu işlenmektedir.

                                      15-Doktor İhtiyacı Yeterli Karşılanmıyor:

                                      Cezaevinde 1329 kişilik bir kapasite olduğu gözetildiğinde ve mesai saatleri dışında icapçı doktor, hemşire ve sağlık görevlisi bulundurulmamasının, sağlık güvencesi bulunmadığının temel bir göstergesi olduğunu kabul etmek gerekir.

                                      Cezaevindeki tutuklu doktorun iyi niyetli yardımları olmasa, cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler oldukça zor durumda yaşayacaklardır. Tutuklu bir doktorun, mevcut haliyle, hasta bakması da kurallara aykırıdır.

                                      Mademki,  bir ihtiyaç vardır, o halde niye kadrolu bir sağlık ekibi, mesai saatleri dışında hazır tutulmamaktadır?

                                      Cezaevi 24 saat yaşanılan bir yer olduğundan, sağlık hizmetinin mesai ile sınırlandırılması ve hatta, haftada bir gün doktora götürülme hakkı ile sınırlandırma getirilmesi, temel insani hak ve özgürlüklere uygun düşmez.

                                      16-İlaç Dağıtımı Sorunludur:

                                      Tutuklu ve hükümlülerin doktor tavsiyesi ile yazılan ve sürekli kullanmaları gereken ilaçlarının verilme saati sabah ve akşam saatlerinde ve fakat düzensiz olmaktadır. Oysa, ilaçların değişik saatlerde ve farklı farklı anlarda, tok ya da aç, yemek öğünü veya yatış saatine göre alınması gerekmesi gibi zamanlarda ilaçlarını gereği gibi alma imkanı bulunmamaktadır.

                                      İlacı dağıtan, sağlık görevlisi olmayıp, infaz koruma memurudur ve bir tek kişi tarafından verilen hizmet yeterli olmadığı gibi, mazgal önünde ilacın alınması zorunluluğu da, sağlık kurallarına aykırı sonuç doğurmaktadır.

                                      Bu konu çoğu zaman, tartışmalara neden olmakta, tutuklu ve hükümlüler, gereksiz disiplin soruşturmalarına muhatap olmaktadırlar.

                                               Bu durum da, Anayasa m. 17/1, 56/3. fıkrada yer alan temel insan hak ve özgürlüklerine aykırıdır.

                                      17-Ameliyat ya da Diş Tedavileri Bir Yıldan Önce Randevulaşılamıyor:

                                      Ameliyat ya da diş tedavilerinde, hastanelerin mahkûm koğuşlarının yetersizliği gerekçesiyle, bir yıldan önce başlanamıyor. Tedavinin devamı da, bu nedenle gecikmelere uğruyor.

307
0
0
Yorum Yaz