Tut ellerimi

2013-06-28 14:11:00

Henüz ondört onbeş yaşlarındaydık Çocuktuk sevgilim Halay çekerken tuttuğumuz ellerimizi Aşkla tutamazdık Ben o günlerde seni düşünürdüm Bugün de seni düşünüyorum Aradan bunca zaman geçmesine rağmen Senden uzaklaşamıyorum O günlerde tutamadığım ellerinle Tut ellerimi, bırakma beni Sevgilim Ben yeniden gelseydim hayata Yeniden başlayabilseydim Yine seni severdim, çocukça O günlerde ne düşünüyorsam Bugün de aynısını düşünürdüm Şimdi olduğu gibi Seni seviyorum O günlerde tutamadığım ellerinle Tut ellerimi, bırakma beni İsmail DUYGULU, 19.06.2013, Antalya Devamı

Ekolojik ve demokratik bir anayasa mümkün

2012-03-10 19:18:41

  Anayasa Platformu/Vatandaş Konuşuyor! Ekolojik ve demokratik bir anayasa mümkün                                                                                                           Av. İsmail DUYGULU[1] İnsan yaratıcı bir zekaya sahiptir, ki Tanrı fikrine ulaşmıştır. Aynı insan, kendi yarattığı Tanrı fikrine tapınarak, ruhunu dinlendirmiş, hayatına yön vermiş, umutlarını yeşertmiştir. İnsanın Tanrı kelamının “değişmezliği ya da değişmişliği” yüzyıllardır tartışma konusudur. İnsanın en büyük hapishanesi, kendi kafasının içidir. Birinin diğerini baskılamasından ya da kendi yarattığı dogma kurallarından kurtulabilmek için özgürlük, eşitlik, adalet için mücadele eden de insandır. Ne zaman kafamızın içindeki engelleri aştık, işte o zaman, diğer bütün engelleri de aşmıştır insan. O nedenle, önce aşmamız gereken, kendi kafamızın içindeki dogmalarımızdır.             “Marks haklı mıydı, haksız mıydı?”, tartışmaları bir yana, TKP eski genel sekreteri Nabi YAĞCI mealen, “Marksizmi yanlış okumuşuz!” diye özeleştiri yapınca, Halil BERKTAY daha da ileri giderek, ona şöyle yanıt veriyor: “Nabicim, Marksizmi doğru okusak ne yazar, aradan 150 yıl geçmiş. Üretim ilişkileri değişmiş, yani anlayacağın hayat değişmiş.... Devamı

Alakır’da Dört HES’e Daha İptal!

2011-12-11 11:48:00

Alakır’da Dört HES’e Daha İptal! 10.12.2011 Antalya’nın Kumluca ilçesi sınırlarında bulunan Alakır Vadisi’ndeki HES projelerinden dördüne daha mahkeme tarafından yürütmeyi durdurma kararı geldi. Antalya 1. ve 2. Bölge İdare Mahkemeleri, Alakır-1 HES, Alakır-2 HES, Kürce HES ve Dereköy HES’in ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararını iptal etti. Antalya Kumluca’daki Alakır Vadisi’nde; Dereköy Enerji’ye ait olan Dereköy HES, Dedegöl Enerji’ye ait Kürce HES, ADO Madencilik AŞ’ye ait Alakır -1 ve Alakır 2 HES’e; dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararına karşı açılan davayı gören mahkeme, projelerin uygulanması durumunda oluşabilecek telafisi imkânsız zararları gerekçe göstererek yürütmeyi durdurma kararı verdi. Alakır Vadisinin 1. Derece Doğal Sit Alanı özelliğinin tescil edilmesine ilişkin yargı sürecinin devam ettiğinin altı çizilen mahkeme kararında alanda yapılacak HES projesinin çevresel etkilerinin olmadığının düşünülemeyeceği vurgulandı. Kararda, yerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan rapora da yer verildi. SEKİZ PROJEDEN BİRİ ÜRETİM AŞAMASINA GELDİ Toplam sekiz HES projesi bulunan Alakır Vadisinde daha önce de Çayağzı HES’in ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararının yürütmesi durdurulmuştu. Böylece vadideki toplam sekiz projeden yalnızca Kozdere HES’in üretim aşamasına geldiği öğrenildi. Kozdere HES’e karşı açılan dava ise sürüyor. Alakır Nehri Kardeşliği, Karacaören Derneği ve Konyaaltı Dostları Derneği’nin açtığı davalara çok sayıda Alakır gönüllüsü de müdahil olmuştu. AVUKAT İSMAİL DUYGULU: ... Devamı

Fark Nerede?

2011-01-03 23:02:00

Üniversitede olduğum o tarihlerde, Ankara’da “Otopark değil, Güvenpark!” eylemimiz çerçevesinde bir yandan imza kampanyası, bir yandan Ankara İdare Mahkemesi’ne açılan dava ile hukuki mücadele yürütüyorduk. Grup içinde yer alan diğer arkadaşlarımıza göre, çalışmaların pasif gitmekte olduğunu, daha aktif olması gerektiğini düşünüyorduk. Ankara Çevre Duyarlılığı Yayma Grubu’ndan Akın Atauz ile Mehmet Adam ise bizleri, tarz konusunda eleştiriyordu: "Öğrenmemiz gereken, şiddetsiz yol ve yöntemler vardı."     12 Eylül darbesinin hemen ardından, Alman Yeşil Milletvekilleri, Ankara Güvenpark’taki heykelin önünde kendilerini zincirlemişler ve 12 Eylül yönetimini protesto etmişlerdi. Bu eylem basında yer almamış ama fısıltı yoluyla oldukça etkili olmuştu.   Çevre sorunlarına duyarlı olan bizlerin de kafasında, eylem yöntemlerinden olarak bu eylem bir hit olmuştu.   Biz de birkaç arkadaş, "Eğer Güvenpark eylemi zayıf ve etkisiz kalır, belediye tarafından parktaki ağaçlar sökülecek olur ise, kendimizi ağaçlara zincirlemek suretiyle buna engel olalım!" diye düşündük. Ulus’taki bir hırdavatçıdan zincir ve kilitler aldık.   Benim yürüttüğüm başkaca çalışmalarım da vardı. Her ne kadar çevre sorunlarına duyarlı sivil hareket içine katılmış isem de, geçmiş siyasi sürecimden dolayı, bu çalışmaları yeterli görmüyor, öğrenci hareketi içinde, üzerime düşenleri de yapmaya uğraş gösteriyordum.   1986 yılına kadar üniversiteler parasızdı. O yıllarda paralı hale getirildi. Türkiye genelinde öğrenciler, üniversitelerin pa... Devamı

Babam ortalamayı tutturmuştu

2010-12-19 21:25:00

Babam, Onca şanssızlıklarına inat Tam isabet buyurmuştu Dünya ortalamasını tutturmuştu Ölürken yaşı altmış yediydi.   Ömür ortalaması insanın Fakir ülkelerde kırk Zengin ülkede yetmiş dokuz ise Babamın hakkı, yirmi yedi yıl fazla, on iki yıl azdı   Babamın alacağını almak, Borçlarını ise ödemek Bana miras kaldı Zenginlerden alıp, Fakirlere vermek borcum oldu   Babamın öldüğü Altmış yedi yaşa On iki yıl daha ekleyip, eşitlemeli Yirmi yedi yıl geriye düşmeli Ölünecekse elliikisinde ölmeli   Bunca zorluğu aşıp gelince insan Ona bir ömür daha vermeli, Alacakları almalı, borçları sıfırlamalı Yüzdört yaşına kadar yaşamalı   Babam ortalamayı tutturmuştu... Devamı

Türkiye’nin önündeki sorunların çözümünde ilk kilidi ̶

2009-09-01 18:19:00

BASIN AÇIKLAMASITürkiye Cumhuriyeti Devletinin, AKPARTİ tarafından kurulan 60. Hükümetinin, ‘demokratik açılım’ adı altında başlattığı girişimi;  on yılları kapsayan acılı süreç ve mücadele sonucunda gelinen noktada, dayatan şartları da göz önünde bulundurarak destekliyor; içeriği henüz net olarak ortaya konulmamış olsa da, ülkemizin insani, toplumsal ve ekonomik yönden gelişmesinin önündeki en büyük engellerden birisi, ekolojik ve insani bir yıkım ve utanç olan “ savaş”ı durdurmak ve yeni bir toplumsal sözleşmeyi hayata geçirmek adına umut verici buluyoruz.Ölen insanlarımızın sayısı üzerinden bir hesap yapmıyoruz. Bir can bile bizim için değerlidir. Türkiye’nin diğer illeri gibi Antalya ili de, bu savaş nedeniyle, olumsuz yönde etkilenmiş ve canı yanmıştır. Özellikle Türkiye’nin en fazla göç alan illeri arasında yer alarak, bu nedenle sorunları artmıştır. Antalya Yerel Gündem 21 Kent Konseyi’nde yapılan bütün tartışmalarda göç konusu ilk konular arasında yer almıştır. Yeşiller Partisi Antalya Örgütü olarak; tarihimizde yaşanan onca yanılsamaya rağmen umutluyuz ve bu girişimin başarıya ulaşması için  üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu açıklıyoruz. Türkiye coğrafyasında yaşayan halkların inkarına dayalı; asimilasyon, sürgün, korkutarak kovma, mallarına el koyma, yaralama, öldürme yöntemiyle güya çözüm (!) arayışlarını geride bırakarak; halkların varlığının tüm farklılıklarıyla kabul edilip tanınmasını ve kültürel hakların geliştirilmesini öngören demokratik adımları, dolayısıyla ülkenin demokratikleşmesine yapacağı katkıları ve bu amaçla yapılması gereken yasal- hukuksal düzenlem... Devamı

Akkuyu’da yeni gelişmeler: “Nükleere geçit yok!”

2009-08-11 20:01:00

 1996 yılından bu yana bizzat katılarak, içinde yer aldığım Akkuyu Nükleer Enerji Santrali Karşıtı Etkinlikler kapsamında, bu yıl da, 1-9 Ağustos arasında çadır kurup konaklayarak katıldık. Son iki yıldır bu etkinliğe, Akkuyu Nükleer Santral Karşıtı etkinliklerle birlikte büyümüş olan oğlum Alkım Bengüsen ile birlikte katılıyoruz.   1 Ağustos cumartesi günü çadır ve matlarımızı alarak, aynı akşam vardık Büyükeceli kasabasına. Son yıllarda çadır kurmayı gelenek haline getirmiş olduğumuz harnup ağacının altına kurduk çadırımızı.  Bizim arkamızdan, cumartesiyi pazara bağlayan gece Mustafa Tuncaelli, Kadriye ve Öykü de katıldı aramıza.  Biz Pazar gününden, Salı gününe kadar Mersin, Adana, Karataş/Adana turladık. Bu arada Tarsus’tan Av. Yeşim Dağgeçen, kardeşi Bülent ve eşinin konukseverliğinde ağırlandık.  Salı günü akşam yeniden Büyükeceli kasabasındaydık. Büyükeceli Kasabası Belediye Başkanı Mehmet Kale ile randevulaşarak, Perşembe günü bir nezaket ziyareti gerçekleştirdik. Ziyaretimiz sırasında, belediye Başkanı Mehmet Kale’ye bir de öneride bulunduk. Çünkü geçen 2 dönem belediye başkanlığı yürütmüş olan Kemal Güdül’ün, başkanlığının son zamanlarında yapmaya başladığı Büyükeceli etkinlikleri, bu yıl yapılmamıştı. Biz de bunun üzerine nükleer enerji santrali karşıtı etkinliğe belediyenin doğrudan sahip çıkmasını ve 1-9 Ağustos arasında gerçekleştirilen etkinliklerin belediye ile birlikte yürütülmesinin yararlı olacağını söyledik. Başkan Kale de, bunu düşündüklerini, ancak bu yıl sadece 16 Ağustos günü asker uğurlama etkinliği yapacaklarını söyledi. Büyükeceli Kasabası’nın yeni be... Devamı

Muratpaşa'da Çöp Sorunu...

2009-08-11 17:33:00

Muratpaşa’da çöp sorunu…Belediyelerin asli görevleri, özelleştirilerek değil, kamusal bir hizmet olarak, belediyeler tarafından yürütülmelidir. Çöp toplamak ve ayrıştırarak ekonomiye geri kazandırmak da belediyelerin asli görevlerindendir.Çöp, artık çöp değildir, yeniden geri kazanımı ile ekonomik bir emtiadır, işlenmemiş mamüldür.Özelleştirilerek yürütülen bu hizmet, karşılığında para verilerek değil, üzerine para alınarak yaptırılmalıdır. Yurttaşlarımızın ödemekte olduğu çevre temizlik vergisi yerine, çöp ayrıştırması çöplüklerde değil, evlerimizden başlayarak yapılmalı ve bu ayrıştırma sonucunda, sisteme verilen çöp karşılığı yurttaşlara belirli bir bedel ödenmelidir. O halde çevre temizlik vergisi ödemek yerine yurttaş, sisteme aktardığı çöpü karşılığı para almalıdır.Özelleştirmeci bir anlayış ile yürütülen bu hizmetin yarattığı çöp rantı nedeniyle, belediye ve özel şirketler arasındaki kavga, işte böyle sokaklara yansımaktadır. Devamı

Yeşil hareketin iktidar rengi

2009-03-11 21:44:01

         Yeşil hareketin iktidar olma ya da dışında kalma durumunu açmaya çalıştığı yazısında, “Yeşiller Partisi’nin bir ayağı seçimde bir ayağı sokaktadır!” diyor ve yeşil hareketi her zaman iki ayağına eşit ağırlıkta basan bir siyasi hareket olarak tanımlıyor Ümit Şahin. Yeşiller, iktidarın dışındaki hayattan geliyorlar ve orayı terk etmeden, iktidarın dışında kalarak, iktidar olmaya aday duruyorlar ama, ne için: “Yeşil düşünce zaten iktidarın ağırlaştığı değil, çözüldüğü bir düzeni savunur. Totaliter rejimlere, şiddete ve iktidar aygıtının sopasına karşı özgürlükçü, ekolojik ve çoğulcu bir toplumu hayal eder. Bu nedenle biz iktidarı ele geçirdiğimiz değil, iktidarı dağıttığımız bir gelecek için mücadele ediyoruz.”“Zıtların birliği” tezi burada kendisini gösteriyor. Herman Hesse’nin Demian romanında da anlattığı gibi, hayatın her alanında, doğal olarak, zıt görünen yanlar, aynı bedende vardır ve bu iki kutup, birbiri ile çatışmasını sürdürerek, yaşamın kendisini oluşturur. Bir melek ifadesiyle anlatılan çocuk, aynı zamanda şeytani ve rahmani yanlarıyla birlikte ilk gençlik yıllarını yaşar ve her ikisini de kabullendiğinde ve bağrında yeşerttiğinde, olgunlaşır. Doğal dönemde varlıklarda, canlılarda, insanlarda olduğu –ilkel- dönemi takiben, doğallığın –ilkelliğin- elinde sınır tanımaz bir güç olarak ortaya çıktı, iktidar. Doğal –ilkel- güce bir sınır koymanın yolunu arayan insan, demokrasi ve hukuk bilincini oluşturamadığından olsa gerek, bilinemeyen bu yöntem arayışında, iktidarı Tanrıya atfetti. Fakat kendi yarattığı Tanrı figürü karşısında yabancılaşan insan, bu imgesel güç karşısında boyun eğdi. Tanrı fikriyle zihnen ve bilin&... Devamı

Su

2009-02-26 22:58:00

Su sadece insanların değil, bütün canlıların, hatta cansız varlıkların da varlıklarını sürdürebilmeleri için ihtiyaç duyulan temel doğal bir madde. Susuz bir yaşam düşünmemiz mümkün değil. Ama su ile olan ilişkimizi ne kadar duyumsuyor, farkına varıyoruz? Sözlük anlamında su, yağmur, kar, dolu şeklinde bulutlardan yağan bayağı sıcaklıkta sıvı halinde olup tadı, rengi, kokusu olmayan iki oylum hidrojen ve bir oylum oksijenden oluşmuş bulunan denizleri, gölleri, ırmakları, pınarları, çayları ve akarsuları meydana getiren saydam maddedir. Ivan İllich’in anlatımıyla[1], “Doğanın dişi elementi olarak algılanan su, ondokuzuncu yüzyılda, ‘Viktorya’ döneminin yarattığı ‘hijyenik’ kadın imajıyla bağdaştırıldı. Kültürel bir imge olan kadının çıplaklığının banyo odasının musluğuyla birleştirilmesi ise ondokuzuncu yüzyılın sonlarına rastlar. Banyoda sabunlu suyla dişi çıplak arasında kurulan yakın bağ, hem suyu hem de teni evcilleştirdi. Su, evin içindeki su borularından dolan maddeye, dişi çıplak da doğmakta olan evcil çevrenin tanımladı yeni bir cinsel mahremiyet fantezilerinin simgesine dönüştü.” Gerçekten de başlangıçta evren belirsiz ve boştu ve su yalnızca H2O’ydu. Illich, “Başlangıç olarak bütün suların H2O’ya indirgenebileceğini ilke olarak ileri sürmeyi” reddeder. Illich, daha çok maddenin tarihselliğini irdelemeye çalışır. “Bir dönemin imgelemiyle su neydi, bugünkü imgelemde su nedir?” sorusunu sorar ve bunun yanıtını aramaya çalışır. “Tarih boyunca su, daima arılık yayan bir madde olarak algılanmıştır. Oysa şimdi ise yeni madde H2O olmuştur ve canlıların hayatta kalabilmesi H2O’nun arıtılmasına bağlıdır. H2O ile su birbirine zıt şeyler haline gelmişlerdir.Gen&... Devamı