103 Çad'lı çocuk ve Türkiye'nin köpekleri

2008-01-07 22:11:00

Çad ile Sudan’ın sorunlu bölgesi Darfur arasındaki sınırdan, “daha iyi bir gelecek” için 103 çocuğu Fransa’ya götürme girişiminde bulunan, Fransa’da faaliyet gösteren Zoe’s Ark (Zoe’nin Ambarı) üyeleri, Çad’ın Başkenti N’Djamena’da yargılanıyor. Suçlama kısaca şu: “Daha iyi bir gelecek” vaadi ile toplanan çocuklar, her biri için 2’şer bin Avro ödeyen Fransız ailelere verilmek üzere, ülkeden kaçırılacaktı. Çocuklar, “tatlı yiyecek ve eğitim” vaadiyle köylerinden alındıklarını söylüyorlar. Fransız aileler de, Darfur’dan gelecek bu çocukları beklediklerini ve Zoe’s Ark örgütüne, her bir çocuk başına, 2’şer bin Avro ödediklerini açıklamışlar. Yani çocuklar üzerinden ortaya çıkarılan bu “insan ticareti” iddiası, Çad yargısına takılmış. Taraflardan Zoe’s Ark, çocuklara “daha iyi bir gelecek” sunacaklarını, her birini, Fransız ailelere vererek, onların yanında eğitim görebileceklerini, kendilerine daha iyi bir gelecek hazırlayacaklarını ileri sürüyor. Bu konuda Çad yargısının “yanlış düşündüğünü” ifade ediyorlar. Çocuklar ise, “tatlı yiyecek ve eğitim” vaadi ile kandırıldıklarını ifade ediyorlar ki, Çad yargısı, konuyu ele almış ve bu girişimde bulunan yardımseverleri tutuklayarak, yargılamaya başlamış. Çocukların yerlerinden, yurtlarından alınarak, “yardım etme” adı altında para karşılığı Fransızlara bir anlamda “satılması”, yani “sahiplendirilmesi” mi doğru, yoksa çocukların bulundukları yerde yardım edilerek, kendi ülkelerinde yaşatılması mı? Neyin, yani hangi tarzın doğru olduğu üzerine farklı yaklaşımlar getirilebilir. Zaman hangisinin doğru olduğunu bize gösterecek. Türkiye’nin köpekleri Bu konunun Türkiye’nin köpekleri ile ne gibi bir alakası var? Konyaaltı Dostları Derneği, yaptığı bir araştırmada, Türkiye’de sokak hayvanlarının “daha... Devamı

"Yeni Bir Anayasa!" Üzerine

2008-01-07 22:10:00

                                                                                                             1. Önsöz: Bırakın Türkiye’nin geleceğini, Dünya’nın bir bütün olarak geleceği risk altında. Toplumlar, kendi içlerindeki sorunlardan, Evren’de bir damla kadar yer kaplayan Dünya’nın küresel sorunlarını göremiyorlar ya da gözardı ediyorlar. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin getirdiği ya da getireceği tehlikelere işaret olunuyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Uzmanlar Grubu tarafından hazırlanan Birleşmiş Milletler İklim Raporu’na göre, iklim modeli simülasyonları, 2100 yılına kadar, 1.8 ila 4 derece, ortalama yüzey hava sıcaklığının ise 2,5 derece artabileceği öngörülüyor. Uluslararası İklim Değişikliği Paneli Değerlendirme Raporu’na göre, deniz seviyelerinin önümüzdeki yüzyıl içinde yaklaşık 49 cm. yükseleceği ve bunun belirsizlik aralığının 20-86 cm. olduğu hesaplanıyor. Deniz seviyesinin yükselmesi, doğrudan su baskınları yoluyla kıyı bölgelerinde daha fazla sayıda sel görülmesini ve fırtınaların artmasıyla da daha geniş ve daha yüksekteki alanların da su baskınlarına maruz kalınacağının tehlikesine işaret ediliyor. Dünya’da kaydedilen en sıcak 21 yılın son 25 yılda yaşandığı, en sıcak yılın ise 2005 yılı olduğu tespit edildi.   1961 ve 2003 yılları arasında insanların Doğadaki ayak izleri 3 katına çıktı. İnsanların fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbondioksi... Devamı

Neye "hayır" neye "evet"

2007-10-23 01:48:00

Önümüze konulan sandık, bize sorulan soru ya da herhangi bir seçenek karşısında tercih yapmamız gerektiğinde, neye hayır, neye evet diyeceğimiz konusunda, uyguladığımız kıstasımız ne olmalı? Bu sorumu sorarken, esasında bir konuya taraf olmak ya da karşı olmak manasında değil, aksine üzerinde konuşabilmek manasına soruyorum. Yani biz bir konuyu öğrenmeden taraf olduğumuzdan, konuyu öğrenmeden redçiler ya da evetçiler olarak saflaşıyoruz. Kendimi bu saflaşmanın dışında tutuyorum ve aklımın yatmadığı işlere ne “evet”, ne de “hayır” dememeyi ilke ediniyorum. Yani bir işin arkasında benim düşüncelerine tam olarak katılmadığım bir siyasi parti var diye, illa da karşı çıkmam gerekmediğini düşünüyorum. Son günlerin tartışma konularını sıraladığımızda, gündemin ne kadar yoğun olduğunu ve zamanın ne kadar hızlı aktığını anlayabiliyoruz. Yoğun ve hızla değişen gündemi izlediğimde, gündem üzerine yapılan yayınlar ve konuşmalardan ortaya çıkardığım şu, kimse konuyu bilmiyor, öğrenmiyor, öğrenemiyor, bilgilenemiyor ama, taraf oluyor. Ülkenin önünü açacak bir projeye dahi hep birlikte “evet” ya da “hayır” diyoruz. Neye göre, neden? Bir konuda, birileri ile aynı görüşü paylaşınca, diğer konularda da onlarla aynı konuyu mu paylaşmış, aynı görüşte mi olmuş oluyoruz? Bu saflaşmayı nasıl dağıtabilir, salt “ruhi” değil de, aynı zamanda “akli” nasıl davranabiliriz? Ben Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ne seçilen milletvekilleri aracılığıyla değil de, doğrudan katılım sağlanarak halkın seçmesi yönündeki görüşü kabul ediyorum. Önceden kararlaştırılmış bir toplantımız nedeniyle –yurttaşlık görevimi yerine getirmediğim yönünde bir suçlanmaktan ayrık tutulmak isterim-, her ne kadar Anayasa değişikliği konusunda oylamaya katılamayacak olsam da, sandığa gittiğim zaman, kullanacağım oyum “evet” olurdu. Yani bu konuda AKP Hükümeti ile aynı düşünce içindeyim. Yani halkın doğrud... Devamı

DÜNYA YALNIZ BİZİM DEĞİL

2007-10-14 23:34:00

  DÜNYA YALNIZ BİZİM DEĞİL Devamı

Aziz Nesin Vakfı'ndan mektup var!

2007-10-13 20:25:00

Sevgili Dostlar,   Bugüne kadar kimsenin aklının ucundan geçmemiş bir düşünceyi gerçekleştirdik, bir Matematik Köyü kurduk. Tam anlamıyla dağ başında. Kavgadan gürültüden patırtıdan uzak, bayağılıktan ucuzluktan muaf, radyosuz, televizyonsuz, hoparlörsüz, ortak müzik yayını bile olmayan bir köy... Evler taş, çamur ve samandan, doğa en katıksız haliyle ne sunduysa... 7'den 70'e herkesin (her köylünün!) her seviyede ve ayni anda matematik yapabileceği, yoğunlaşmayı engelleyebilecek her türlü öğeden arınmış, muhteşem bir doğa içinde, çam ve zeytin ağaçlarının altında bir yerleşim.   Vakıf çocukları, öğrencilerim ve gönüllüler çalıştı inşaatta. Aşkla, şevkle, inanarak, özveriyle. Başlarında tasarımcı ve uygulamacı olarak Sevan Nisanyan vardı. Göz yaşartıcı bir imece örneğiydi. Böylece 12 yıl gecikmeyle de olsa Aziz Nesin'in bir vasiyetini daha yerine getirmiş olduk. Mutluluğumuza diyecek yok.   İlk etkinliğimizi bu geçtiğimiz yaz gerçekleştirdik. 70 kadar matematik öğrencisi 45 gün süren yaz okuluna katıldı. Bir kısmı çadırlarda kaldı. On yıldır düzenlediğim yaz okullarının en keyiflisi ve en verimlisiydi ve bildiğiniz üzere en maceralısıydı.   Gençler göz yaşartıcı bir dayanışma içindeydi. Kız erkek demeden hepsi kan ter içinde çalıştı, yaz okulu boyunca. Sadece matematik çalışmadılar, inşaattan bulaşığa, temizlikten ağaç sulamaya kadar her işe seve seve koştular. Jandarma evlerden çıkmamızı emrettiğinde gıkları çıkmadı, kazmayı küreği kapan çadır kuracak alan arayışına girdi. Ders yapacağımız mekan mühürlenince, kocaman bir çardak kurduk ve tüm baskılara direnip kahramanca yaz okulunu öngördüğümüz tarihe kadar sürdürdük.   Hepimiz için müthiş bir deneyimdi. İyi ki yaşadık bütün bunları. Hayat işte böyle zamanlarda güzel.   Meğer nasıl acil bir ihtiyaçmış bu Matematik Köyü... Oğlunu, kızını, yeğenini, kuzenini kapan geldi. Ziyaretçiler otobüslerle akın ettiler. Köyde resmen izdiham yaşandı. Ziyaretçiler o yaz sı... Devamı

Sokakta yaşayanlar, kazananlar ve oradan gelenler

2007-10-13 15:37:00

Sokakta yaşayanlar, kazananlar ve oradan gelenler Çocuk hallerimizdeyken oyunlarımızı oynadığımız, suç işlediğimiz mekanlarımız… Seyyar satıcıların ve simitçilerin çığırtkan bağırışlarına terk ederek, korunaklı evlerin içinde televizyon gürültüsüne sığındığımız, sokaklar. “Yoğun işlerim var!” kaygısıyla, çarçabuk ofislerimize kaçarak terk ettiğimiz sokaklar. İşte bilgisayar başında, internet ortamında yaşam aradığımız ve unuttuğumuz sokaklar.          İnsan olarak, kentin sokaklarında yaşamını sürdüren, sokaktan kazanç elde eden ya da sokaktan gelenlerin bütünü kentli insanları oluşturuyorlar.          Evlerimizden, ofislerimizden, iş yerlerimizden çıkıp da sokaklarda yürümeye başladığımızda, kentin diğer insanları ile karışıyor, kaynaşıyoruz.          Havaların iyi ve güzel olduğu günler, sokak yürüyüşlerinizden birisini gerçekleştirirken, iyice bir bakın şehir insanlarına. Kimisi albenisi, kimisi yoksunluğu ile geçip gidiyor yanı başınızdan.          ***          Bir kent sadece insanlarıyla mı vardır? Sokağı sadece insanlardan ibaret saymak, diğer canlıları görmemek, körleşmektir. Kent hayvanları insanlarla birlikte yaşam sürdürüyorlar sokaklarda.          Topraktan kopan kentlerde, evcil olan ya da olmayan hayvanlar yiyecek içecek bulmakta zorlanıyorlar. Ne yalakları var su içmeye, ne de bir yiyecek yerleri. Daha çok kentin çöplük alanları mekanları haline gelmiş durumda.          Sokak insanları gibi, sokak hayvanları da sokağın devamlı müdavimleri olarak, bir bütün halinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.          Kent sokakları insanları ve hayvanları ile birlikte var.       &... Devamı

Hayvan hakları ve politik olmak

2007-09-24 12:39:00

       Bandırma Belediyesi’nin Hayvan Barınağı’nda gerçekleştirilen 280 köpeğin itlaf edilmesini düşünüyoruz. “Köpeklerden birisinde kuduz vakasının görülmesi üzerine, bütün köpeklerin uyutulmasına kim, nasıl karar vermiştir?” diye düşünmeye gerek yok. Öncelikle aldıkları fonları doğru şekilde kullanmayarak, hayvanlara gerektiği gibi “kuduz aşısı” yapmayarak “kuduz riski”ni ortadan kaldırma görevini yerine getirmeyen zurnanın başından, son deliğine kadar bu işe atılmış parmak var. Bu kararı veren “kamu kafası” Türkiye’de değişmediği sürece, benzer vakalarla karşılaşacağız. Onun için gerçek sorunun nerede olduğunu görmeye çalışmak ve akılcı davranmak gerekiyor.          Türkiye’de kamu henüz, Avrupa Birliği sürecine “uyum” göstermeye çalışıyor. AB sürecinin pahladığı kamu, başka türlü hiçbir şekilde pahlanamıyor. Ne derseniz deyin, kendi iç dinamikleri ile çağdaş, insani ve vicdani bir boyutun yakalanması pek kolay gözükmüyor. Onun için, AB uyum sürecini bu manada değerlendirmeye ihtiyacımız var.          AB fonlarından para alırken, AB’nin kriterlerinin de altında kalmaya devam eden bu “kamu kafası” ile cebelleşmek gerekiyor.          Düşünün, evinize, yatak odanıza aldığınız bir köpeğiniz ile herhangi bir kamu binasına giremiyorsunuz. Neden? Yasak! Nerede ve hangi yasa hükmünde böyle bir yasak yazıyor? Yazması gerekmiyor. Çünkü bu “kamu kafası”, böyle işliyor da ondan.          Şimdi iş Bandırma’da meydana gelen bu katliam ile kalmıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi Şube Müdürü Veteriner Hekim (!) Süleyman Karaca bakın nasıl düşünüyor: “Bir defaya mahsus, başı boş hayvanlar toplanmalı. Sahiplendirilmeyenlere ötenazi uygulanmalı... Devamı

Gül yaprağı...

2007-07-23 11:22:00

         Gülden Kale Düştü adlı kitabında, Ahmet Karcılılar bir hikaye anlatıyor. Hikaye şu: “Eski Çin’de, neredeyse hiç konuşmadan iletişim kuran rahiplerin yaşadığı manastırlar varmış; empati duyguları o kadar gelişmiş ki çoğunlukla diğerinin bir şey söylemesine gerek kalmadan ne istediğini ya da ne düşündüğünü bilirlermiş. Bu manastırlarda eğitim görmeye hak kazanan öğrenciler, gerekli her şeyi öğrenseler bile empati yeteneklerini geliştirmeden rahip olamazlarmış.          Bu manastırlara girmek oldukça zormuş. Her yıl pirinç hasadından sonra öğrenci adayları manastıra girebilmek için günlerce kapıda beklermiş, ama kapı bir türlü açılmazmış. Bir süre sonra beklemekten bıkan kimileri vazgeçip köyüne dönermiş. Kalıp manastıra girmeyi başaranları başka zorluklar beklermiş; rahipler ve eski öğrenciler manastırın bütün işlerini yeni gelenlere yaptırırlar, hem de çok kötü muamele ederlermiş.           İç savaşlar sırasında ve Japonya Çin’i işgal ettiğinde, bütün liderler ve kahramanlar manastırlarda eğitim gören savaşçılar ya da rahiplerden çıktı. Sanırım rahipler aynı zamanda zarar görmeden yerel derebeylerine karşı çıkabiliyorlardı, yani statü sahibiydiler. Bu yüzden, bu kadar zorluğa rağmen oldukça fazla sayıda kalan oluyormuş. Onları da zorlu bir eğitim süreci beklermiş.          Manastıra girmeyi çok isteyen bir çocuk giriş zamanını kaçırdığından kapıda kalmış, ama yine de umutla kapıda bekliyormuş. Rahipler çocuğun beklediğini görüyor, fakat girişle ilgili katı kurallar olduğundan kapıyı açmıyorlarmış. Bir ay sonra beklemekten vazgeçmeyeceğini anlamışlar, ona acıyıp manastıra girmesinin olanaksız olduğunu bir şekilde göstermeleri gerektiğini düşünmüşler. Bir rahip kapıya çıkmış, elinde ağzına dek su dolu bir tas varmış. Çocuk bir süre rahibe baktıktan sonra yerdeki bir gül... Devamı

İnsan olmak için...

2007-07-23 09:33:00

Yaşamı kucaklayacaksın. Şairin dediği gibi, yaşamayı bir iş edineceksin. Diyalektik zıtlığını aynı bedende taşıyacak, Rahmani ve Şeytani yanlarını barıştıracak, hayattan zevk almayı başaracaksın. Bazan öylesine yaşayacaksın ki, yaşamak için yaşayacaksın. Önü arkası demeyecek, keyif almaktan geri kalmayacaksın.   Hayatı ağır koşullar altında sürdürürken bile, yılmayacaksın. Çöl ortamında susuz insanın gördüğü seraplar nedeniyle, tam da suyun başında ölmesi gibidir, insanın umutsuzluğu. Umudunu yitirmeyeceksin.  Fakir ya da zengin olduğuna aldırmayacak, çaba göstereceksin. Azmedecek, çalışacak, ekmeğini yeteneklerinden kazanacaksın. Ama terazini hiç şaşırtmayacaksın. “Doğruluk”, “dürüstlük” ve “erdem” senin en keyif verici yanın olacak. Bundan şaşmayacaksın. Bulunduğun yer, sırtındaki kürkün ne kadar gösterişli olursa olsun, varsılların katında makam, yoksulların yanında saf tutacaksın. Varlıkların en zengini ol ki, yokluklara karşı durabilesin. Amaçların olacak. İçine dahil olabileceğin, kocaman amaçların. Aldırma, varsın gerçekleşmesinler, ama sen  yine de zihninin derinliğini ve enginliğini ortaya koyacak, düşüneceksin. Kendi egonu aşacaksın, yol arkadaşlarına dikkat kesileceksin. Herkesi ilgilendiren konularda, kararların herkes tarafından alınması gerektiğine inanacak, ama hakim olan çokluğa, azlığı göstereceksin. Doğuşundan doğru gelen rengin, cinsiyetin, ırkın, dilin ile barışık olacaksın. Ama hiçbir zaman, başka insanlar karşısında, bu özelliklerini öne çıkararak, üstün vasıflar aramayacaksın. Çünkü, kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi, başkalarına yapmayacaksın. Korktuğun için değil, bunun böyle olması gerektiğine inandığın için, yapacaksın. Her daim saygı duyacaksın inananlara. Fakat ne camiye bakacaksın, ne kiliseye.. İçine bakacak, gerçeği göreceksin. Cennet ve Cehennemin bu dünyada olduğunu bilerek, kendi içine doğru çıktığın yolculuğunda ilerleyeceksin! “İnsan olabilmek için, h... Devamı

Deiz Gezmiş'in anısına, Ahmet Telli'nin sesinden

2007-06-22 01:33:00

http://www.youtube.com/watch?v=ptx2mjRumvI&mode=related&search= Devamı