Vasiyetsiz

2007-06-22 01:32:00

http://www.youtube.com/watch?v=bW8kVaf85S4&mode=related&search= Devamı

Can Yücel, "Bizim Deniz"

2007-06-22 01:31:00

http://www.youtube.com/watch?v=56bnf53M8js&eurl=http%3A%2F%2Fhelindeniz%2Eblogcu%2Ecom%2F2765780%2F Devamı

Bir arada yaşamı savunalım!

2007-06-22 01:27:00

http://www.youtube.com/watch?v=FGukXPLPaqI&mode=related&search= Devamı

Baskın Oran ve bağımsız adaylar

2007-06-21 00:57:00

Baskın Oran ve bağımsız adaylar          Demek ki, Baskın Oran hoca yeteri kadar savunulamadı. E adam siyasetçi değil, bilim insanı.          Demek ki Yeşiller Türkiye genelinde, yeteri kadar ciddiye alınmıyor. Demek ki Yeşilleri temsil eden arkadaşlar da, bu yönden, yeterince derse çalışmamışlar.          Oysa eski Yeşiller Partisi Genel Başkanı ve Yeşiller Koordinasyon sorumlularından Bilge Contepe, Muğla'dan geçmiş tarihte -yanılmıyorsam 1995'de- HADEP bünyesinden aday olmuştu. Olmuştu da, Muğla'nın bir köyünden HADEP 1. parti bile olmuştu. Bilge bugün ise İzmir 2. Bölge'den yalnız başına seçimlere girmekle başbaşa bırakılmış durumda.          Bu politika denilen şeyi, “biz farklı yapabilir miyiz?”, diye düşünürken, olamayacağını bir kere daha gördük.          ÖDP’de de olmuştu          1996'da ÖDP kurulurken ilerleyen zamanlarda hayallerimizi suya düşürenler, nasıl ki ÖDP'yi seçime giren en küçük parti haline getirmişlerse, aynı yaklaşım bu gün, İstanbul 2. Bölge de Baskın Oran, İzmir 2. Bölge'de Bilge Contepe ve Bursa'dan Avukat Neriman EREN'e karşı yapılmıştır.          Ümit ediyorum, İstanbul 2. Bölge’den Baskın Oran hoca ve Doğan Erbaş, İzmir 2. Bölge'de ise Bilge Contepe ile Mehdi İnan; Bursa'da ise Neriman Eren ile Hüseyin Armağan birlikte seçilirler. Ama her ikisi de seçilemez ise, Kürt siyasi hareketi bunun altında kalır.          Özellikle Baskın hocanın adaylığı daha önceden açıklanmışken, ona karşı yapılan hareketi açıkçası doğru bulmuyorum. Bu yanlış imaj bütün Türkiye'ye yayılmıştır. Maalesef artık DTP'li arkadaşlara olan güvenimi yeniden gözden... Devamı

Dr. Kubilay Döşeyen

2007-06-21 00:56:00

22 Temmuz 2007 milletvekilliği genel seçimlerinde, TBMM’ne gitmek üzere, Antalya’dan bağımsız aday olan Dr. Kubilay Döşeyen, tanıdığım, sevdiğim, düzgün bir insandır. Arkadaşımızdır. Bizden birisidir. http://www.kubilaydoseyen.com adresinde yer alan bilgilerine göre, Dr. Kubilay Döşeyen, öğretmen anne ve babanın oğlu olarak Dünya'ya geldi. İlkokulu Adıyaman'ın Kahta ilçesinde adını taşıyan “Kubilay İlkokulu”nda, orta okulu Bilecik'in Söğüt kazasında, Liseyi de Ankara “Kurtuluş” lisesinde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesi Tıp fakültesinde tıp eğitimine başladı. Aynı yıl Kara kuvvetleri adına askeri tıbbiye öğrencisi oldu. 1974 yılı Mayıs ayında sol düşünceleri nedeniyle orduyla ilişkisi kesilen Döşeyen, 1980 yılında tıp fakültesinden mezun olduktan sonra kendi isteğiyle Bitlis'in Adilcevaz ilçesine hükümet tabibi olarak atandı. Ordudan ihraç edilmesine rağmen tekrar askere alındı. Akşehir'de askerlik görevini tamamladıktan sonra Akdeniz Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi bölümünde uzmanlık eğitimi sınavına girdi. Sınavı kazanmasına rağmen “Güvenlik soruşturmasının” sakıncalı bulunması nedeniyle görevine başlatılmadı. Antalya Bölge İdare Mahkemesine “yürütmenin durdurulması” için dava açtı. 12 Eylül dönemi sonrası bu alanda kazanılan ilk yargı kararıyla ihtisasına başladı. Takip eden günlerde bu davayı emsal gösteren ellinin üzerinde hekim kısa süre içinde ihtisasa başladılar. Ama ne gariptir ki ihtisas kapılarını kapatan aynı üniversite onu 1989 yılında sekiz ay süreyle İsveç'in başkenti Stockholm'daki Karolinska Enistitüsüne kalp cerrahisi eğitimine gönderdi. Yurda döndükten sonra bir yıl aynı üniversitede kaldıktan sonra Antalya Devlet hastanesine geçti. 1995 yılında buradaki görevinden de istifa etti. Halen serbest olarak çalışıyor. Dr. Asuman Döşeyen'le 23 yıllık evliliğinden Çapa Diş hekimliği fakültesi öğrencisi Deniz ve Lise son sınıf öğrencisi H... Devamı

Ortak bağımsız adaylar

2007-06-21 12:55:00

Ortak bağımsız adaylar http://www.ortakaday.net/ adresine girdiğinizde, önünüze bir yazı çıkıyor. Yazı aynen şöyle: “Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından hepimiz öfkelendik ve OMUZ OMUZA verdik. Yalnız olmadığımızı, yüz binler olduğumuzu görüp umutlandık.          Irkçılığın, savaş çığırtkanlığının, tahammülsüzlüğün, işsizlik, yoksulluk ve adaletsizliğin ulaştığı tehlikeli boyutlar karşısında sadece cenazelerde omuz omuza veriyor olmaktan şikayetçiyiz. Özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet, halkların kardeşliği, barış ve refahtan yana olanların sesinin daha yüksek çıkmasını arzu ediyoruz.          Hepimizin, her sol parti ve sendikanın sahip çıktığı ortak taleplerimiz var ve bu taleplerin Meclis kürsüsünden dile getirilmesini istiyoruz.          Bugünkü koşullarda hiç bir parti yada grubun bu başarıyı tek başına elde edemeyeceğini gören biz aşağıda imzası olanlar, hiç bir savaş iznine, özelleştirmeye, ayrımcı yasaya oy vermeyeceğini, bunlara karşı TBMM'de bizleri temsil edeceğini ilan eden, patronların, generallerin, bürokratların, atanmışların, IMF'nin değil; ezilenlerin ve emekçilerin sesi olmaya söz verecek emekten, kardeşlikten, özgürlükten ve barıştan yana olan ortak bağımsız adaylar aracılığıyla seçime hazırlanmak istiyoruz.          Ayrıntılarda boğulmayan, sadece üzerinde ortaklaştığımız temel noktaları dile getirecek bir bildirgeyi imzalayacak ortak adaylarımız olursa yüz binlerce kişinin sandığa gitmeme ya da CHP'ye oy verme açmazından kurtulacağına inanıyoruz.”          Peki ne için?       Ortak aday projesinin ne için olduğu sorunu karşısında, yanıtlar da hazırlanmış: “Ortak adaylarımız,          IMF, neo-liberal politikalar ve Patronlara karşı... Devamı

Neden bağımsız aday

2007-06-21 12:53:00

Neden bağımsız aday? Antalya’dan bağımsız aday olan Dr. Kubilay Döşeyen, neden bağımsız aday olduğu konusuna açıklık getiriyor. http://www.kubilaydoseyen.com adresinde yer alan web sayfasında neden bağımsız aday olduğu konusunda açıklama yapan Döşeyen, düşüncelerini basın ve kamu oyu ile paylaşıyor ve “Başta demokrasi olmak üzere,toplumsal barışa, eşitliğe ve adalete en çok ihtiyaç duyduğumuz bu tarihi dönemde, hayatın her alanında kutuplaştırıcı, çatışmacı ve baskıcı eğilimlerin yaygınlaştığını görüyoruz. Toplumu darbe-şeriat ikilemi arasında bırakan, farklı olanı tehdit, hatta düşman olarak algılayanların sayısının hızla arttığı, toplumu düşman kamplara bölen,farklı inanç ve yapıda insanların vahşice yok edildiği, toplum vicdanını yaralayan, halkı huzursuz ve mutsuz eden acı bir dönemden geçiyoruz.” diyor.          “Toplumda demokrasi talepleri yükseldikçe, statükoyu korumak ve iktidarı paylaşmak istemeyen kesimler özellikle laik-anti laik çatışması ve cumhuriyetin değerlerini koruma adına darbelerle ve son olarak ‘internet üzerinden’ yayınlanan muhtıralarla demokratik süreci istedikleri gibi kesintiye uğratabilmektedirler.          Korku tüneli          Geçmişten bu güne  toplumu önce ‘komünizm’ daha sonra ‘bölünme’ ve en sonunda ‘şeriat’ söylemleriyle ‘korku tüneline’ sokan statükocu yapıya karşın daha katılımcı, uzlaşmacı ve empati kültüründen beslenen bir demokratik yapı kurmaktan başka bir seçeneğimiz olmadığına inanıyoruz.” diyen Döşeyen, düşüncelerini şöyle ifade ediyor:          “Bizler  toplumsal sorunları çözmek yerine onların daha da büyümesine yol açan geleneksel kurumlar ve partiler dışında da hareket yeteneği olduğunu biliyoruz. Seçim barajının aşılması zorlukları ortadayken, bağım... Devamı

Süreci okumak

2007-06-21 12:52:00

Süreci okumak Önümüzdeki süreci okumak üzerine zihinsel kritik yaparken, gelişen olayları iyi değerlendirmek durumundayız. Öteden beri mevcut hükümetin önünü kesemeyen müesses nizam güçleri, sivil hükümete karşı neler yapabileceği üzerine çeşitli sürümleri düşünüyor ve bunları yeri geldikçe uyguluyor. 2002 seçimlerinde ya AKP ya CHP ikilemi yaratılarak, neredeyse CHP iktidar yapılacakken, beklenilenin aksine AKP öne geçti ve hükümet olmayı başardı. Çünkü AKP, ABD’den daldığı referansı daha fazla torpilliydi. ABD’nin de derdi değildi. Hangi parti kazanırsa kazansın, sonuçta ABD kazanacaktı. Refah Partisi’nin kapatılması ile birlikte yollarını ayıran ve liberalleşen “İslam” figüranları, “ılımlı” modeliyle piyasaya arz edilmiş ve epey de alıcı bulmuştu. Çünkü benzerlerinin en iyisi buydu. ABD’nin icazetiyle hükümet olmayı başarın AKP, “ılımlı İslam modeli”yle bir dönem “Yeşil Kuşak” modeline benzer bir görev üstlenmişti. Bu görev Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) “eş başkanlığı” olarak açığa çıkacaktı. Başlangıçta AKP hükümetine karşı, 1952’den bu yana NATO üyesi olunması nedeniyle NATO’nun ordusu konumunda olan ordu çevresi, ABD icazeti karşısında kala kaldı. Teskere Bu kala kalış, 1 Mart teskeresi ile birlikte tersine döndü. AKP, ABD’nin K. Irak projesinde uygulamaya koymak istediği A planı konusunda gerekli gayreti göstermemiş ve ABD’nin B planıyla işe girişmesine neden olmuştu. Ancak AKP’nin ABD’ye kötülüğü, iyiliğe dönmüş, Türkiye lojistik destek ile bu eksikliğini gidermişti. O dönem teskereye karşı olanlar, nedense bugün daha da ötesine geçerek, K. Irak’a operasyon düzenlenmesini istiyorlar. Neden? Nedeni, çünkü işlerine öyle geliyor da ondan. Nokta dergisinde yayınlanan günlüklerle açığa çıkarılan darbe söylentileri, 27 Nisan’a odaklanmışken, sanal bir muhtıra ile geçiştirildi. Günlüklerde neler vardı? “Sarı Kız... Devamı

Terör ve demokrasi

2007-06-21 12:50:00

         Terör ve demokrasi Nihat Genç, “güvenlik” arayışı içinde olan cumhuriyetçilerin, “aşağılanma duygusu” yaşayan şeriatçıların arasında kalanların “ezilenlerden, yoksullardan ve emekten yana” tutum alması gerektiğinin altını çiziyor. “Laik ve şeriat” ya da “bölücü ve milliyetçi” ayrımı karşısında altı çizilmesi gereken asıl konu ise “demokrasi”dir. Yani hem “güvenlik”li, hem “birinin diğerini aşağılamadığı” “demokratik” bir yaşam kurmadan, kamplara bölünmenin bir yararı olmaz. Bu ancak, Türkiye üzerine senaryolar üretenlerin yararına bir durumdur. Türkiye’de yaşayanların büyük çoğunluğunun kafası artı ve eksi yönleriyle çalışıp, çarpan ve bölenlerini göremediği için, sürekli olarak iki ayrı kampa ayrılma konusunda mahirleşiyor. Sağcı/solcu, milliyetçi/bölücü, laik/anti-laik, cumhuriyet/şeriat bölünmesinin dışında, CHP/AKP bölünmesi geliştirilmeye çalışılıyor. Yani ya CHP’ye ya da AKP’ye oy vermenin dışında bir adres yaratılamıyor, yaratılmasına izin de verilmiyor.          Türkiye’nin iç siyaseti ile dış siyasetindeki labirentler birbirine uyumlu olmadığı için, içeride seçim süreci yaşanırken, dışarıda savaş sürecine girilebiliyor. Ortadoğu Projesi kapsamında büyük amaçları olmayan ülkelerin haritalardan silinmesine yönelik girişimler kendi seyrinde yürüyor.          Türkiye’de haritalardan silinecek mi, yoksa yeni bir şekil mi alacak? Bu sorunun yanıtı, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) haritalarında değil, herhangi bir Avro bankonotunun üzerinde görülen Avrupa Birliği haritasından da anlaşılabilir.          Türkiye bölünecek mi?          Türkiye’nin bölünmemesi için, gereğini yapmayan, yapamayan içerideki ikili iktida... Devamı

Seçimler ve demokrasi

2007-06-21 12:49:00

Seçimler ve demokrasi Siyasi partilerin konjonktürel duruma göre oy avcılığına çıkmış olmaları, TÜSİAD’ın bile karşı duruşuna neden oldu. Yani burjuvazi ile devlet güçleri arasında, “güvenlik” meselesinin dışında bir birliktelik yok. Özellikle Avrupa Birliği konusunda, siyasi partilerin hamasi söylemler içine girip, milliyetçilikten ırkçılığa yarışa durmaları TÜSİAD’ı rahatsız ediyor. TÜSİAD’ın son zamanlarda yaptığı açıklamalarından anlaşıldığına göre, salt oy alabilmek için, Türkiye’nin geleceğini karartmamak gerekiyor. Bunu sadece patronlar mı söylüyor? DİSK ve emek kesimi de aynı görüşte. Burjuvazi ile emek sınıfının demokrasi konusunda birleşip, diğer bir çok unsurun ise, hamasi siyaset üzerinden iktidar kavgasına tutuşması anlamlı. Türkiye’de gerçek demokrasinin yeşerebilmesi için, önünde temel bir engel var. Bu da, ikili iktidar yapısıdır. Yani bir yanda ordu, diğer yanda sivil hükümetler ayrı ayrı güçleri ellerinde bulunduruyorlar. Bunun için çözüm, gerçekten sivil hükümete bağlı olması gereken ordunun, Milli Savunma Bakanlığı düzeyinde, bu bakanlığa bağlı kılınmasıdır. Seçimler yaklaştıkça ikili iktidar gücü ile sivil hükümet güçleri arasında ciddi bir çatışma yaşanıyor. Hükümet olan AKP dışındaki siyasi partilerin tümü bir araya gelse, bir AKP etmeyecek pozisyon çizerken, AKP’nin karşısında esasen derin güçler duruyor. İkili iktidar gücü burada da kendisini gösteriyor ve bu ikili güç var olduğu sürece, Türkiye’nin bir Avrupa Birliği ülkesi ya da üyesi olmasını beklemek hayal oluyor.          Siyasi partiler demokrasi konusunda hem fikir olup, Devlet yapısında var olan bu ikili iktidarı, sivil ve demokratik bir sürece dönüştürüp, teke indiremediği sürece, Türkiye’nin dış politikada Avrupa Birliği üyesi bir ülke konumunu elde etmesi mümkün olmayacaktır. Böyle olunca da, büyük güçlerin büyük projeleri altında ezilecek, açıkça yayınlanan haritalardan herh... Devamı