Çözüm sistemde

2007-04-20 14:55:00

Hukuk, bütün insanların zaman içerisinde öğrenebileceği, öğrenirse, kendi tutum ve davranışlarını da buna uygun hale getirmekle, toplumun belirli bir uyum içinde yaşamını sürdürebileceği bir disiplin. Genel olarak hukuk deyince, yazılı normları anlıyoruz. Bunlar esas olarak Anayasa, uluslararası yazılı sözleşmeler, yasalar, tüzükler, yönetmelikler, tebliğler gibi sıralanabilir. Bunların içinde, çoğu kez çeşitli nedenlerle itiraza konu edilen uluslararası anlaşmalar var. Uluslararası anlaşmalar, yasalar düzeyinde olup, iç hukukta uygulanabilir niteliktedir. Ancak uluslararası sözleşmeler yasama organı tarafından kabul edilip yürürlüğe girdikten sonra, anayasaya aykırılıkları ileri sürülemezler. Bu nitelikleri ile normal yasalardan ayrılmakta ve sanki bir anayasa hükmü niteliğine dönüşmektedirler. Ancak her zaman anayasa, en üst yazılı kuralların toplamıdır. Zaman zaman Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve eki protokoller ile Türkiye’nin kabul etmiş olduğu çeşitli uluslar arası sözleşmeler tartışma konusu olabilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de tartışılan mahkemelerden olabilmektedir. Oysa Türkiye hem bu uluslar arası sözleşmeleri kabul ederek imzalamış ve hem de AİHM’ nin yargı yetkisini kabul etmiştir. Yani biz yargısal yönden bir Avrupa ülkesi konumundayız ve insanlarımız da bir Avrupa insanı konumundadır. Yazılı normların yanı sıra, Yargıtay olarak bilinen yüksek mahkeme kararları ve hatta bu mahkemenin kendi içinde, ceza kurulu, hukuk kurulu ya da her iki kurulun da birleşiminden oluşan kurulların aldığı kararlar, keza Danıştay ve Askeri Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi’nde alınan kararlar ile yerel mahkemelerde alınan kararlar yol gösterici yazılı kaynaklardır. Diğer yandan, hukuk teorisyenlerinin bir konu üzerinde yaptıkları tartışma ve oluşturdukları görüşler de hukuk sistematiğinde bize yol gösterirler ve mahkemelerin karar vermesinde etkili olurlar. “Darbe” riski Yazılı olmayan ve fakat toplumun geçmişinden bu ... Devamı

Polemik

2007-04-20 14:51:00

          Son günlerde yazdığım yazılarım, epey bir çevreyi rahatsız etti. Nedense insanın kendisine yakın diye düşündüğü insanlarla, dağlar kadar farklı hale dönüştüğünü görmesi halinde, ilk başta “tukaka” yapma eğilimine giriyor ya da “hain, satılmış” yaklaşımı gösteriyor.          Yazılarımı okuyan arkadaşlar, nedense kutsallaştırılmış kavramlar üzerinden tartışmayı tercih ediyorlar. Yani “öcü siyaseti”nin değişik versiyonlarından birisi olan tuzak tartışma, kutsal kavramları öne sürerek, kendin arkada duracaksın. Tartışmacı tuzağa düştüğü anda, “vurun abalıya” diyerek, çevredekileri tahrik ederek, “linç” edilmesini sağlayacaksın.          Bu bir taktik. Ya da tamamen safça, hamaset.          Kendilerini “gerçek cumhuriyetçi” olarak görüp, düşünsel tartışma geliştirmek isteyenleri de “sözde cumhuriyetçi” şeklinde yaftalama alışkanlığı, resmi ideolojinin bir kurgusudur. Birisine “sözde” demiş olduğunuzda, canınız hangi anlamı vermek istiyorsa, o anlamı verirsiniz ve onu “güya” dikkate almamış, muhatap olmamış sayarsınız.          Çeşitli versiyonlar          Atatürkçülüğün çeşitli versiyonlarını gördük ve yaşadık. Yani Atatürkçülük üzerinden o kadar çok siyasi pozisyon alındı ki, Atatürk’ü bir türlü paylaşamadık ve en sonunda birbirimize saldırdık ve bugün Türkiye’de kendi aralarında en çok kavgalı grup, kendi aralarında çeşitli versiyonlara ayrılmış Atatürkçülerdir. Bunun son örneğini, 8, 14 ve 15 Nisan miting çağrılarında da görmemiz mümkün hale gelmiştir.          Oysa Türkiye’nin kuruluş önderi olarak, sadece Türkiyelilerin değil, Dünya’da bir... Devamı

Nesin Vakfı

2007-04-20 14:20:00

Aziz Nesin onca yıllık emeğini, kendi adıyla kurmuş olduğu bir vakfa bağışladı. Vakfın bir amacı var ve yardıma muhtaç durumda bulunan kimsesiz çocukları barındırmak, topluma yararlı birer yurttaş olmasını sağlamak. Ama, bir çok yararlı iş yapanların başına geldiği gibi, son günlerde de Nesin Vakfı'na kurulmaya çalışılan komplo ile Vakfın ve çocukların başı dertte. Önce çocukların kendi aralarında cinsellik yaşadıkları ve bu yüzden bir kızın kızlığının bozulduğuna yönelik isnatlar ileri sürüldü. Daha sonra olayın böyle olmadığı ve çocukların kendi aralarında çocukça davranışlar geliştirdikleri ve fakat ortada çok ciddiye alınacak bir durum olmadığı anlaşıldı. Buna rağmen erkek çocuklar karakol ve ceza evi ziyaretinden geri durmadı. Gördükleri işkence ve kötü muamele de cabası. Sevgili Aziz Nesin’in imzasını taşıyan bir diplomayı taşıyorum. Ekin Bilar AŞ.’de eğitim gören ender insanlardan birisiyim. Bizler orada, birer misyoner gibi yetiştik. Kimseden emir almadan, kendi başımıza hareket etmesini öğrendik. Devlet üniversiteleri yerine özgür üniversite anlayışını kavradık. Bugün benim için hala Aziz Nesin’in bir öğrencisi olmak, onun duygu ve düşünceleri ile yetişmiş olmak gurur kaynağıdır.   Nesin felsefesi Bize öğrettiği temel bir felsefe vardı: “Ben askeri okulda yatılı okudum. Diğer halk çocuklarından daha fazla, bu devletin olanaklarından yararlandım. Bugün Aziz Nesin olmuş isem, temelimde bu fazladan hak vardır. Onun için kendimi daime halkıma borçlu hissettim. Ve hayatım, bu borcu geriye ödemek uğruna devam ediyor. Benim solculuğumda budur, çocuklar!” derdi. Bu sözünü bazı yazılı söyleşilerinde de tekrar etmiştir. İşte bizim solculuğumuzun temelinde de yatan şey budur. Halkımıza olan borcumuzu ödemeye çalışmak. Bütün uğraşımız budur. Ama bu uğraşımızı verirken, çoğu yerde nankörlükle de karşılaşmıyor değiliz. Bundan da gocunmuyoruz. Yolumuzda yürümeye devam ediyoruz. İslam dinine inananlar ve bu kültürü almış olanlar... Devamı

Doğanın mucizeleri

2007-04-19 06:38:00

       Bizim Ahmet Çelebi ile Fethi Avşar’ın nar bahçesi olduğunu öğrenince, aldı içimi bir telaş. Durur muyum, hemen küçük bahçeme nar dikmeye karar veriyorum. Nar nasıl dikilir, fidanı nereden bulunur? Telaşımı yendim, önce gidip hazır fidan satan fidancılardan bir nar ağacı fidanı aldım, onu bahçenin en uygun bir yerine yerleştirdim. Oldu mu benim de bir nar ağacım? Çelebi ile Avşar’ı kıskanmamın bir anlamı kalmadı. Muradıma erdim, içim rahatladı. Varsa yoksa, sabah akşam, nar ağacıma bakıyorum. İçimden Çelebi ile Avşar’ı düşünüp, “görürsünüz siz” diye de, kendi kendime rahatlıyorum. Bir zaman geldi, nar ağacımın dallarını keserek, budama yaptım. Çöpe atayım derken kıyamadım, dalların iki ucunu düzgün şekilde keserek çubuklar yaptım, çubukların alt uçlarını biraz tıraşlayarak, onları bahçenin bir kısım yerlerine diktim. Bu kestiğim dal parçalarına “çelik”, çelikleri de toprağa gömerek, onların ağaç olarak yeniden filizlenmelerine “çelikleme” deniliyormuş. Bütün diktiğim çubuklar oldu mu birer nar ağacı? Şimdi küçük bir nar bahçesi oluşturabilecek kadar nar fidanım oluştu. İnsanın içi bir hoş oluyor. Bunu yaşamalısınız. Filizlenmeye başlayan nar çeliklerini, bahçenin çeşitli yerlerine serpiştirerek “zevkle” dikiyorum. Bahçe küçük, ağaç dikecek yer yok. Aldı mı beni yeni bir telaş.         Biz geç kalmışız Ziraat Mühendisi bir arkadaşa sordum. Bu nasıl bir “mucize” diye. Kestiğim dal parçası, oluyor bir ağaç. “Oohoo İsmail Bey, doğada bir çok ağaç böyle çoğalıyor. Örneğin, zeytin, limon gibi ağaçlar da böyle çoğaltılabilir. Gül de böyle oluyor.” demez mi? Ben şimdi aldığım bu “tüyo”ları uygulamakla meşgulüm. Meşguliyetim öyle arttı ki, küçücük bahçenin her yeri ağaç ve çiçek doldu. Fakat bende bu ağaç ve çiçek üretme hobisi yavaştan, önü alınmaz bir hale dönüştü. İşi azıtır gibi old... Devamı

Dilek öğretmen

2007-04-19 06:34:00

        Geçtiğimiz günlerde Televizyon Makinası’nda, Okan Bayülgen’in konukları arasında yer alan Savaş Ay ile Halkın Yükselişi Partisi (HYP) Genel Başkanı Yaşar Nuri Öztürk’ün dile getirdiği bir tartışma vardı: Savaş Ay, son günlerde ATV’ de Pazar günleri geç vakit yayına giren “Savaş Ay’la Tozlu Yollar” programının konsepti, ihtiyacı olan köylere ya da okullara, öğrencilere yardım götürme çabasını gündeme getirmişti. Savaş Ay bu çalışmalarını, bir deniz yıldızının hayatını kurtarmanın anlamı üzerine oturtuyordu. Hep televizyonda izliyoruz. Reklamlarını görüyoruz. Deniz Feneri Derneği, Deniz Yıldızlarının hikayesinde olduğu gibi, belki bir deniz yıldızının kurtarılması adına, elinden gelen çabayı gösteriyor, ihtiyacı olan bir insan da olsa, ulaştırabildiği kadar yardım götürmeye çalışıyor. Haklı olarak Yaşar Nuri Öztürk hocamız da, bir siyasetçi tavrı koyuyor ve “İnsanlarımızı muhtaç halde bırakan sistemi sorgulamalıyız. Sorunu sosyal devlet ilkesi altında çözmeliyiz!” diyordu. Her iki yaklaşım da doğruydu ve fakat sıcak yardıma ihtiyacı olanlar yönünden Savaş Ay’ın yaklaşımı öncelikle yanıt buluyordu. Yaşar Nuri Öztürk’ün yaklaşımı ileriye yönelik bir perspektif olarak izlenmesi gereken bir not halini alıyor.          Benzer bir çalışmayı, Şırnak, Nazmiye Demirel Kız Meslek Lisesi öğretmeni Dilek Tatar ve arkadaşları yapmak üzere, kolları sıvamışlar ve bir kampanya başlatmışlar. Amaçları okula aç gelen köy öğrencilerinin karnını doyurmak. Kampanya internet ortamında epey yankı bulmuş ve Antalya Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı (ANTÇEV) üyelerine kadar gelmiş. Vakıf üyeleri konuyu kendi aralarında paylaştılar ve ANTÇEV yönetimi bir kampanya başlattı.          Esasen ANTÇEV bir yardım vakfı değil. Vakfın temel hedefi, Türkiye’de eğitim ve kültür politikası üzerine çalışma ya... Devamı

Sahici bir sol nasıl yaratılabilir?

2007-04-07 23:15:00

Türkiye’de sol iktidar olamadı. İktidar olduğu zamanlarında ise, asıl zor başlangıcın iktidar olmak ile başladığını unutuverdi. İktidar olanaklarını hovardaca harcadı ve gerekli çalışmaları da yapmadı. Olacağı buydu, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidar oldu. Bunu içimize sindirmek ve mevcut koşullarla barışık bir yaklaşım göstermek durumundayız. Bu bizim kendi ideallerimizin değil, anlayışımızın, tarzımızın, üslubumuzun, kısacası zihniyetimizin yanlışlığını ortaya koydu. Bunu bir fırsat olarak değerlendirebilmeliyiz. Seçim sonuçları gösterdi ki, sol bugünkü haliyle toplumu kucaklayamamaktadır. Sol adına ortaya çıkan ve mevcut siyasi yelpazede yer alan siyasi partilerin kendi sol anlayışlarını bu manada sorgulamaya, yeniden bir yapılanmaya ihtiyaçları vardır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin aldığı oy ile muhalefette kalması, iktidar ortağı Demokratik Sol Parti (DSP)’nin ciddi bir erime sürecine girmiş bulunması, siyaset üretebilmesi nedeniyle ulaştığı popülariteye aldanarak, “barajı çoktan aştığına dair oluşturduğu inancı”na hepimizi ortak etmeye kalkışan İşçi Partisi (İP)’in önceki oylarına dahi yaklaşamaması, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ile gerçekleştirdiği işbirliğine rağmen bir önceki seçimde aldığı oy oranının gerisine düşen Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP)’nin daraldıkça daralması, Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin en düşük oy alan bir parti olması ve oluşturduğu seçim bloğuna rağmen, beklediği oy oranını yakalayamayan Demokratik Halk Partisi (DEHAP)’ın baraja takılması, Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP)’nin seçimlere katılabilecek düzeyde örgütlenememesi gözetildiğinde, Türkiye’de sol ilerlememiş aksine gerilemiştir. Solun bölünmüşlüğü, topluma sunabileceği bir idealinin, ülkü (ütopya) düzeyinde şekillenememesi, demokratik tarzı bir türlü içselleştirememiş olması, parti gibi bir parti olarak iktidar yürüyüşünü gerçekleştirememesinin önündeki ciddi engellerdir.  Ön... Devamı

Demokratikleşmeye doğru atılan adımlar (3)

2007-04-07 23:09:00

Evet, demokratikleşme yolunda adımlar attığımızdan bahsediyoruz. Bunların neler olduğuna göz gezdirmeye devam ediyoruz. Yine yıllardan beridir tartışılagelen, asker-sivil tartışmaları konusunda, TBMM’nin yaptığı önemli bir değişiklik var. Türkiye’nin sivilleşmesi yönünde, Anayasa m. 118’de yapılan düzenleme ile ciddi adımlar atıldı ve Milli Güvenlik Kurulu’na, başbakan, genelkurmay başkanı, savunma, içişleri, dışişleri bakanları, kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ile jandarma genel komutanının yanı sıra, başbakan yardımcıları ve adalet bakanının da yer alması sağlandı. 12 Eylül Askeri döneminde, yani 12 Eylül 1980 ile 7 Kasım 1983 tarihleri arasında 669 kanun, 139 Kanun Hükmünde Kararname olmak üzere 808 adet yasama tasarrufu yürürlükteydi. Ve Anayasa’ya eklenen geçici 15. madde ile bunların Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülemiyordu. Demokrasinin askıya alındığı, “Bu dönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığı iddia edilemez” şeklindeki Anayasa’nın geçici 15. maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırıldı. Avrupa Birliği standartlarına yaklaşım açısından, çalışanların yarınlarının güvencesi olan, “İşsizlik Sigortası” yasası; “İş Güvencesi Yasası” olarak adlandırılan “İş Kanunu, Sendikalar Kanunu ile Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile getirilen kısmi güvenceler; “Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu”nu kuran, bankacılık sistemine çeki düzen veren “Bankalar Kanunu”; kamu bankalarının görev zararlarına son veren ve gerçek işlevlerini yerine getirmesine ön ayak olacak olan ve kamu bankalarının yeniden yapılanmasını sağlayan “Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Emlak Bankası Hakkındaki Kanun”; Merkez Bankası’... Devamı

Demokratikleşmeye doğru atılan adımlar (2)

2007-04-07 23:08:00

Bazı çevreler, Türkiye’nin demokratikleşme yolunda attığı adımları görmezlikten gelmeyen, toplumu bu yönde körleşmeye davet etmeye devam ediyorlar. Var olan demokratikleşme girişimlerinin yanında olmamak, toplumun demokratikleşmesinin yanında olmamak demektir. Atılan adımlar boş adımlar değildir. Her adımın yanında olmak, destek vermek gerekir. Ülkemiz ilk defa, yeniden bir güvenilir devlet duygusuna doğru adım atmakta ve içinde bulunulan ekonomik sıkıntıya rağmen, devletine güvene doğru bir yöneliş yaşamaktadır. Artık Türkiye cumhuriyeti intikamcı, öç alan ilkel bir devlet olmaktan çıkmıştır. İnsanına karşı hatalarını affettirmenin, düzeltmenin yolunu, yöntemini aramaktadır. Yılların bir özlemi olan, normal şartlarda ölüm cezasının kaldırılması yönünde, Anayasa 38. maddesinde yapılan değişiklikle, “savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör halleri dışında ölüm cezası verilemeyeceği”, uyum yasaları ile de sadece, “savaş, çok yakın savaş tehdidi halleri dışında ölüm cezası verilemeyeceği” hükme bağlanmakla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ek protokollerine uyum sağlanmaya çalışıldı. İlk defa, hukukumuzda kuralları bilmemek mazeret olarak kabul edildi ve Anayasa’nın 40. maddesinin 2. fıkrasına, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” hükmü getirildi. Bu önemli bir gelişmenin adımıdır. Şimdiye kadar yönetim organlarımız tarafından yürürlüğe konulan uygulamalara karşı, bilinçsizce uymayan, yerine getiremeyen yurttaşlarımız, “kuralları bilmedikleri” nedeniyle cezalandırılmakta ve fakat, “kuralları bilmemek mazeret sayılmaz” kuralı karşısında itiraz edememekteydiler. Oysa şimdi öyle mi? Devlet, yurttaşının uyması gerektiği kuralları, gönderdiği tebligatlarla, bir bir sayacak, bunlarda bir eksiklik yapar ise, yurttaş mazeretini ileri sürebilecek ve itiraz edebilecek Kamulaştırma konusu yeniden ele alınıp, Anayasa 46... Devamı

Demokratikleşmeye doğru atılan adımlar (1)

2007-04-07 23:07:00

Hani dedik ya, araba sürerken sakız çiğneyebilelim. Biz sakız çiğnemekle kalmıyoruz, aynı zamanda radyodan gelen müziğin eşliğinde, yanımızdaki arkadaşımızla sohbetimizi de sürdürüyoruz. Bu arada çalan telefonumuza, araç kitinden yanıt vermekten de geri durmuyoruz. İşte ülkemizin de içinde bulunduğu ekonomik çıkmazları aşma çabası sürerken, demokratikleşme çabasından da geri durmadığını gözlemliyoruz. Adil bir ülke olma yolunda atılması gereken, kendi ülke insanına karşı güvenilir bir devlet olmak için yapılması gereken daha o kadar çok işimiz var ki. Ancak bu adımların atılmaya çalışıldığını görmek, insanin içini ferahlatıyor ve umutlandırıyor. Nedir bu adımlar? Türkiye’nin geçmiş dönemlerinden her on yılda bir olağanüstü zamanları yaşamak, ülkeyi boydan boya saran sıkıyönetim uygulamaları ile sarmalamak bir adet haline gelmişti. Son olarak 28 Şubat kararları ile sivil bir şekilde geçiştirilen “darbe” harekatı, her geldiğinde, Türkiye’yi olağanüstü koşullara gebe bırakıyor. Olağanüstü koşulların olumsuzluklarını giderebilmek için, olağan dönemlerde ise oldukça çok çaba sarf etmemiz gerekiyor. Sıkıyönetim Mahkemeleri’nin yerine uygulamaya konulan ve esas olarak olağanüstü bir mahkeme özelliği nedeniyle ve tek yargı sistemine dönülmesi için kaldırılması gerekli olan Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Türk insanının haksız ve adil olmayan yöntemlerle yargılanmasına yol açıyor. Böyle olduğu için de, DGM’lerin Türk insanına uygun bir yargılama sistemi olmaktan çıkarılması gerekiyor. Başlangıç olarak, Anayasa’nın 143. maddesinde yapılan değişiklikle Devlet Güvenlik Mahkemelerinin sivilleştirilmesine yönelik, askeri yargıç ve savcıların görev almalarına son verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, nasıl uluslar arası sözleşme kuralları uyarınca çalışıyor ve kararlarına saygı duymak durumunda kalıyor isek, uluslararası şirketlerin Türk hükümeti ile yapılan özel anlaşmaları uyarınca, karşılaşılabilecek ihtilaflarda çözüme gidi... Devamı

Atılması beklenen adımlar...

2007-04-07 22:59:00

Hukuk ve yargı alanında daha da gerçekleştirilmesi gereken, uluslararası standartlara uygun, ulusal düzlemde oldukça yapılacak işlerimiz var. Ulusal çıkarlarımız gözetilerek, uluslararası düzenlemeler seviyesine ulaşmak için hızla yol almamız gerekiyor. Bilişim ve internet konularında ihtisas mahkemeleri kurulması, bu alana ve “e-Devlet” yapısına özgü suç ve cezalara yönelik düzenlemelerin yapılması, bilişim teknolojilerinin yargı alanında da kullanılabilir bir düzeye getirilmesi, kişisel verilen korunması ve gizliliğin sağlanması, yurttaşların kamusal bilgilere kolay ulaşması, tüketici hakları ile fikri hakların korunması, Türk Ticaret, İcra ve İflas, Borçlar, Türk Ceza, Ceza ve Tedbirlerin İnfazına Dair,  Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunmasına Dair, Elektronik İmza ve Kişisel Verilen Korunmasına Dair, Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Ticaret İşletmelerin Yapılandırılması Hakkında Yasalar ile davaların kısa sürede sonuçlanmasını sağlamak üzere hukuk, ceza ve idari yargılama usulleri ile Aile Mahkemelerine dair yasal düzenlemelerin bir an önce yasama organınca kabul edilerek yürürlüğe konulması bir zorunluluktur. Hepimizin zaman zaman tartışma konusu haline gelmişlerdir:“Suçlu çocuklar” Acaba gerçekten “suçlu çocuk” olur mu? Bu sorunun yanıtı bir yana, herhangi bir nedenle yasalarımız uyarınca yasaklanmış eylemleri gerçekleştiren çocukların, özel ihtisas mahkemelerinde yargılanmaları, diğer davaların önyargılarından kurtarılması, gümbürtü arasında mağdur edilmemeleri amacıyla, Çocuk Mahkemeleri kurulması için özel yasa çıkarıldı. Devlet bütçesinin yeterli olmaması gerekçe gösterilerek, adalete ayrılan bütçe payının yetersiz tutulması nedeniyle, şimdiye kadar sürekli ertelendi. Uzunca bir zaman önceden çıkarılıp yürürlüğe giren ve fakat bir türlü yaygınlaştırılamayan Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkında Yasa’nın öngördüğü Çocuk Mahkemelerinin bütün yurtta yaygınlaştırılarak kurulması sağlanma... Devamı