alışılacak gibi değil...

2007-04-07 22:55:00

            Babam beni okula götürdüğünde, yaşım henüz altıydı. Askerde yediği şamarın dersiyle, ilköğretim zorunlu diye, yurttaşlık görevini yerine getiriyordu. Siyah önlüğümle düşüp çamur yaptığım için, ağbimin eski önlüğünü giydirip okul sınıfına ağlamaklı teslim eden annemin ardından, donuma ettirinceye kadar tokatlayan öğretmenimi, bana öğrettikleriyle de anımsarım.             Kasabamızın fakir ailelerinden birinin altı çocuğundan ikincisi iken, buna öksüzlük de eklenince soluğu yetiştirme yurdunda aldım. Ağbimin yurda alışması sıkıntılı oldu ama, her zamanki acarlığımla buraya karşı olan yabancılığımı da yenmiştim. Kasaba öğretmenimin bana öğrettikleri ile kent öğretmenimin gözüne çabuk girmiştim.             İlkokulu pekiyi ile bitirmem ortaokula girmeme yetmedi. Yurdun parası olmadığı gerekçesi ile beni ve şimdi yanarak ölen ardakadaşım Tezcan’ı ortaöğrenime göndermek istemeyen yurt öğretmenlerini ağlayarak ikna edebilmiştik. Belki de bizim okumaya olan istencimizi ölçmek için yapmışlardı bunu.             Kürüş Kur’an kursu talebesi olmamla, babamdan gelme Ecevitçiliğim zayıf kaldı. Demirel’in onaltı mart bindokuzyüzyetmişaltıda Antalya’da gerçekleştirdiği o muhteşem mitingde bayılıp da Hür-Genç’li gençlerce kürsüye alınınca, yurt arkadaşlarımca “Süleymancı” olarak tanındım.             Ortaokulda ülkücü matematikçi ile toplumcu fencinin yansıttıkları, bizim de onlardan etkilenişimiz siyasi tavrımızı belirledi. Tarikatçı toplumculuğum, “sosyalist” toplumculuğa dönüşmüştü.             Kendimi bildim bileli önce bayan öğretmenlerime, sonra da güzel kız arkadaşlarıma aş... Devamı

Düşler, Tutkular ve Suçlar...

2007-04-07 22:45:00

          Hangimiz eylemlerde en önde değildik? O yıllar hangi yıllardı? Kendiliğinden gelişen sokak hareketlerinin ötesinde, başkalarının yönlendiriciliği altında irademizi teslim ettiğimiz ya da teslim aldığımız yıllar? Benim yıllarım 1977’lere kadar geriye gidiyor. Aslında yatılı okuyup büyüyünce insan, kendisinin farkına vardığı andan itibaren, sokağın içinde buluveriyor kendisini. 1977 yılında Hüseyin Koç adlı bir gencin, Belediye İşhanı önünde tabanca ile vurularak öldürülmesinden sonra, hepimiz Ant-Gör’lü olmuştuk. Antalya’da kim Ant-Gör’lü değildi ki! Antalya Gençlik Örgütü de Belediye İşhanı’nın birinci katındaydı. Okul çıkışlarında, tatil günlerinde derneğe gider, sokağın ve insanlığın gücünü hissederdik. Kendimi ilk bulduğum, sigaranın keyfini yaşadığım, arkadaşlığın, dostluğun ve ihanetin kulvarlarında koşmaya başladığım ilk yıllarımdı. Yavuz Selim Ortaokulu’nun 2. sınıfının sonları ya da 3. sınıfın başlarıydı sanırım 1977 yılının bir gününde, kurşunu sıkan elin kimin eli olduğu önemsiz, ama o dönemin ülkücülüğü adına sıkılan bir kurşun, Hüseyin Koç’a isabet ediyor ve öldürülüyor. Hepimiz duyarlılaşıyoruz, sokaklara dökülüyoruz, ağabeylerimizin arkasında koşuyor, koşarken büyüyoruz. Düşler, Tutkular ve Suçlar… 2003 yapımı, 115 dakika. İtalyan sinemasının usta yönetmeni Bernardo Bertolucci’nin imzasını taşıyan filmin senaryosunu Gilbert Adair yine kendi romanından uyarlayarak yazmış ve görüntü yönetmenliğini Fabio Cianchetti gerçekleştirmiş. O ünlü 68 Baharı’nda, öğrencilerin sesini yükseltmeye başladığı yıllar. Isabelle ve erkek kardeşi Theo, bohem aileleri tatilde olduğu için Paris’te yalnız kalırlar. Matthew adında Amerikalı bir öğrenci ile arkadaş olurlar ve evlerine davet ederler. Üçünün de ortak özelliği, filmlere olan düşkünlükleri. Zamanla, konukla aralarındaki ilişki, tutkuların peşinden, cinselliği tüm yönleriyle keşfedece... Devamı

Cumhuriyete sahip çıkmak için cumhuriyetçi olmak yeter mi?

2007-04-07 22:30:00

         AKP’nin hükümet olmasından sonra, kendisini aynı vizyonda görmeyen siyasi partiler, kendilerini “cumhuriyetçi”; karşı tarafı ise “şeriatçı” olarak tanımlıyor ve bu ad altında birleşme davetiyesi çıkartıyorlar. Oysa resmi olarak kendi yönetimlerini şeriat kurallarına uyduran ama, cumhuriyet rejimi ile yönetilen ülkeler var. İran benzeri ülkeler böyle. Fakat nasıl İran bize yetmiyor ve uymuyor ise, salt “cumhuriyetçilik” ilkesi de artık yetmiyor.          Cumhuriyet Halk Partisi, İşçi Partisi, Genç Parti kendisini “cumhuriyetçi” olarak tanımlıyor. AKP karşısında sürekli olarak bir “ordu çığırtkanlığı” yapıyorlar. Bu partilere oy vermemiz için, cumhuriyetçi olmaları yeterli mi? Siyasal İslam’a karşı, demokrasi dışı yöntemlerle mücadele etmek gibi sığ durumları anlamakta zorlanıyor insan.          Sadece yönetim iradesinin halkta olduğunu kabul etmek, yani “cumhuriyetçilik”, bugün için yeterli bir ilke olma özelliğini yitirmiştir. Cumhuriyet ilkesi, demokrasi ve hukuka uygunluk ilkeleri ile bir arada olmak zorundadır.          12 Eylül cunta yönetiminde en ağır darbeyi alarak ciddi bir yenilgiye uğratılan solun, her aileden en az bir kişinin silindir gibi ezilip geçildiği günleri geride bırakıp, bu gün zihniyet olarak ordu taraftarlığı cephesine kadar gerilemesi ne hazin bir unutkanlık!          İnsanlarını evinden, köyünden eden ve dışkı yediren bir devleti ile insan barışık olabilir mi?          Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin de kabul ettiği temel ilkelerdir bunlar. Ancak son zamanlarda “ha girdik, ha giriyoruz!” çabaları arasında bir sağırlar diyaloğuna dönüşen, a... Devamı

Antalya'nın yerel sorunları

2007-04-07 21:40:00

        Belediye başkan adaylarımız bir bir televizyon programlarına çıkarak kendilerini tanıtıyor ve seçilmeleri halinde yapacakları icraatlarını anlatıyorlar. Bazıları, halkımız önce bize teveccühünü göstersin, “bakın ben neler yapacağım!” türünden işi geçiştirse de, hakikaten işin üzerinde duran arkadaşlarımız da var.        Antalya’da yaşadıkça, karşılaştıklarımız, gördüklerimiz üzerine dahi birden fazla program yazabiliriz. Ancak bilmeliyiz ki, Antalya’nın sorunlarını abartmaya gerek yok. Sorunlarımız öncelikle bir alt yapı sorunudur ve bunlar da havadan sudan işlerdir.        Nedir Antalya’nın havadan sudan sorunları ve çözüm yöntemleri?        Temel su sorunlarımızdan başlayalım.        Eski Antalya’nın yerleşim alanı olan Kaleiçi, denize eğimli bir yerleşim alanı olduğu halde, yağmur sularının akışını kolay kılmak için yol kenarlarında arıklar vardı. Şimdi kentin yerleşim alanı yukarı kısma kaydıkça su akıntılarının önüne çeşitli engeller çıkmaya başladı. Nedir bu engeller, başta Yedi Arıklarımız olmak üzere, bütün arık, dere ve ırmaklarımızın bulunduğu mahaller imara açıldı ve dere içine dahi kaydırmalar yapılarak binalar yapıldı. Şimdi su ne yapsın kardeşim, sen imar planını öyle bir yapmışsın ki, taşkın gelsin dükkanların, evlerin içine girsin diye bilerek ve kasten hareket etmişsin. Yani görevini kötüye kullanmışsın. Ne yapsın şimdi yağmur suyu… Nereden akarak denize ulaşsın?        Yani imar planında bunlara dikkat edeceksiniz! Yedi arıklar ve benzeri arıklarımızı yeniden kentimize kazandıracaksınız! Yağmur sularının akışını kolay kılmak için drenaj çalışmalarına öncelik ve önem vereceksiniz! Artık insanların ve araçların sokak ortasında kaldığı bir Antalya istemiyoruz.      &n... Devamı

RTE'yi engelleme mitingi

2007-04-07 03:36:00

       İşte tam da “Dananın kuyruğunun kopma” noktası ve bunu da tartışmanın sırası diye düşünüyorum. Türkiye’nin ana gündem maddesi haline getirilmeye çalışılan Cumhurbaşkanlığı seçimi, sivil toplum örgütlerini de tartışma zeminine çekiyor ve kendilerini gözden geçirmesini sağlıyor. Bir yandan üniversiteler ve YÖK ayrı ayrı açıklamalar yaparken, diğer yandan sivil toplum örgütleri de 14 Nisan Ankara yürüyüşüne “katılıp, katılmayacakları” konusunda açıklamalar yapıyor. 15 Nisan için de bir çağrı var ama, bu çağrı sadece internet ortamında kalan bireysel bir çağrı gibi görünüyor.      Cumhurbaşkanlığı seçiminin nasıl yapılacağı konusunda, TC. Anayasası açıkça bir hüküm koymuş. Ama her nedense, şimdiye kadar yapılmayan tartışmalar muhtemel cumhurbaşkanı adayı olarak görülen Recep Tayyip Erdoğan’ın yada herhangi bir AKP’ linin seçilmesinin önüne geçilmeye çalışılıyor. Bir anlamda, “Köşke RTE ya da AKP’li birinin çıkmasını engelleme mitingi”ne dönüşen 14 Nisan mitingi için, 12 Eylül darbesinin ürünü bir kurum olan YÖK başkanı Erdoğan TEZİÇ katılmayacağını açıklarken, bazı üniversite rektörleri sınavlara dahi “ayar” çekti.   14 Nisancılar Birkaç yıl önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın (ÖKK) Oğulbey'deki tesislerinin inşaatında devletin zarara uğratıldığı gerekçesiyle açılan davayla ilgili olarak, Genelkurmay Başkanlığı tarafından hakkında dolaylı soruşturma izni verilen, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in günlüklerinde yer alan, 2004'de başarısızlığa uğrayan darbe girişiminin “en darbeci şahin paşası” olarak bilinen ve darbe girişimine önderlik eden, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı, eski Jandarma Genel Komutanı emekli orgeneral Mehmet Şener Eruygur öncülüğündeki “Milli Uyanış ve Güçbirliği Platformu” tarafından, Ankara, Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilecek 14 N... Devamı

ANTÇEV'de tartışma

2007-04-07 03:33:00

      Birkaç yıl önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın (ÖKK) Oğulbey'deki tesislerinin inşaatında devletin zarara uğratıldığı gerekçesiyle açılan davayla ilgili olarak, Genelkurmay Başkanlığı tarafından hakkında dolaylı soruşturma izni verilen, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in günlüklerinde yer alan, 2004'de başarısızlığa uğrayan darbe girişiminin “en darbeci şahin paşası” olarak bilinen ve darbe girişimine önderlik eden, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı, eski Jandarma Genel Komutanı emekli orgeneral Mehmet Şener Eruygur öncülüğündeki “Milli Uyanış ve Güçbirliği Platformu” tarafından, Ankara, Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilecek mitinge, ANTÇEV Yönetim Kurulu da katılma kararı aldı ve “14 Nisan Ankara Mitingini ANTÇEV olarak biz de destekliyor ve katılıyoruz. İlgi gösteren üyelerimizin, ulaşım ile ilgili vakıf merkeziyle irtibata geçmeleri gerekmektedir.” diyerek bir çağrı yaptı.          Destek grubu        ANTÇEV’in bu kararını üyelerine duyurmasının arkasından, 14 Nisan yürüyüş ve mitingine Mehmet Akkoç adlı bir üye hemen destek verdi. Akkoç, “Cumhuriyet Mitingi’ne katılma kararınızı takdirle karşılıyor ve gönülden destekliyorum. ANTÇEV gibi çağdaş bir vakfın Cumhuriyet Mitingine katılmaktan daha kutsal bir görevi olamazdı.” dedi ve ANTÇEV’in “kutsal bir görev”i yerine getirdiğine vurgu yaptı. Nedense son günlerde, “kutsal” kavramı gibi, “kutsallaştırılmış kavram”ların kullanılması oldukça piyasa yapar hale geldi. Örneğin, “Atatürk”, “cumhuriyet”, -hakim- “ulus” gibi kavramlar üzerinden tartışma geliştirmek, “Allah” ya da “Din” üzerine tartışma yapmama yasağı gibi, bir dogma hale geldi. Söz “Atatürk”ten, “cumhuriyet”ten, -hak... Devamı

Polemik

2007-04-07 03:29:00

            Polemik          Son günlerde yazdığım yazılarım, epey bir çevreyi rahatsız etti. Nedense insanın kendisine yakın diye düşündüğü insanlarla, dağlar kadar farklı hale dönüştüğünü görmesi halinde, ilk başta “tukaka” yapma eğilimine giriyor ya da “hain, satılmış” yaklaşımı gösteriyor.          Yazılarımı okuyan arkadaşlar, nedense kutsallaştırılmış kavramlar üzerinden tartışmayı tercih ediyorlar. Yani “öcü siyaseti”nin değişik versiyonlarından birisi olan tuzak tartışma, kutsal kavramları öne sürerek, kendin arkada duracaksın. Tartışmacı tuzağa düştüğü anda, “vurun abalıya” diyerek, çevredekileri tahrik ederek, “linç” edilmesini sağlayacaksın.          Bu bir taktik. Ya da tamamen safça, hamaset.          Kendilerini “gerçek cumhuriyetçi” olarak görüp, düşünsel tartışma geliştirmek isteyenleri de “sözde cumhuriyetçi” şeklinde yaftalama alışkanlığı, resmi ideolojinin bir kurgusudur. Birisine “sözde” demiş olduğunuzda, canınız hangi anlamı vermek istiyorsa, o anlamı verirsiniz ve onu “güya” dikkate almamış, muhatap olmamış sayarsınız.            Çeşitli versiyonlar          Atatürkçülüğün çeşitli versiyonlarını gördük ve yaşadık. Yani Atatürkçülük üzerinden o kadar çok siyasi pozisyon alındı ki, Atatürk’ü bir türlü paylaşamadık ve en sonunda birbirimize saldırdık ve bugün Türkiye’de kendi aralarında en çok kavgalı grup, kendi aralarında çeşitli versiyonlara ayrılmış Atatürkçülerdir. Bunun son örneğini, 8, 14 ve 15 Nisan miting çağrılarında da görmemiz mümkün hale gelmiştir.          Oysa Türkiye... Devamı

Arayış

2007-04-05 23:08:00

        Hangi siyasi çizgideyiz? Yoksa bir çizgimiz yok mu? Yani doğrultularımız, ileriye bakışımız nasıl? Toplumsal sürecimizin seyrini nasıl değerlendiriyor ve geleceğimi nasıl görüyoruz? Yön tayini konusundaki eğilimlerimiz neler? Yakın dostlarım bunu çoğu yerde dillendiriyor. Benim de kulağıma geliyor.          Önümüzde 50’ye yakın siyasi parti var ve bunların 20’ye yakını seçime katılabilir derecede örgütlenmiş durumda. Hangi siyasi partiye oy vereceğimiz konusunda tartışmalar yaşıyoruz. Kimisi son günlerdeki ağır ekonomik sıkıntının –belki de gizli bir krizin- eşiğinde, çuvalın içindeki kedi misali, bir diğerine, yani iktidar gücüne karşı duruş alarak, safını belirliyor. Türkiye’nin kapalı bir ekonomi ile yönetilmediğini, küresel dünyanın parçası haline geldiğimizi göz ardı ediyor ya da göremiyor.          Tam bir körleşme halindeyiz. Yediğimiz hançeri, en yakınımızdakinin vurduğunu düşünüyoruz. Oysa biz bir çuvalın içindeyiz ve hançer, çuvalın dışından geliyor. Ama çuvalın dışına çıkamadığımız ve göremediğimiz için, çuvalın içindekilerle boğuşuyoruz.            Çizgisizlik            Çuvalın içini ve dışını görmeye başlarsanız, çuvalın içindeki olayların nereden kaynaklandığını algılarsanız, çuvalın içindekilerle boğuşmanız gerekmez. Böyle bir boğuşmanın tarafı da olmadığımız sürece, bizim herhangi bir tarafta yer almadığımız düşünülebilir. Son günlerdeki alınan izlenimde öyle.          Ama maalesef olaylara biraz daha geniş çerçeveden bakabilmeyi öğrendikçe, aynı noktaya gelindiğini herkes anlayacak. Belki bunun yaşla, belki zihinsel dönüşümlerle mümkün hale geldiğini söyleyebiliriz. Birisinin çok keskin saldırıda bulunduğu ya da taraf olduğu bir konuda siz taraf olmuyorsanız, diğe... Devamı

AKP'yi aşmak

2007-04-05 23:03:00

AKP iktidarına karşı, „merkez sol ve merkez sağın, kendi içlerinde ayrı ayrı birleşmesi ya da ‚seçim ittifakı’ yapması ya da sol-sağ ayrımına bakmadan‚ bir araya gelme’ önerileri yapılıyor. AKP’nin dışındaki güçler oturmuşlar, „AKP ye karşı bir seçim ittifakını nasıl oluşturabiliriz?“ diye düşünüyor. Ama „AKP’yi aşan bir hayatı nasıl kurabiliriz?“ demiyorlar. Hatta ittifak önerisi yapılanların bir çoğu, 70 yıllık cumhuriyet tarihinde denenmiş ve bu ülkeye radikal hiçbir katkısı olmayan, ekonomiyi IMF, dış politikayı da ABD ile yönlendiren siyasi erkler. Bunların tümünü bir araya getirseniz, bir etmeyecektir. Çünkü bir ortak özellikleri de, birbirlerini yoketmek üzerine kurulu olmalarıdır. AKP’ye karşı ittifak AKP dışında bir siyasi oluşum arayışında olanların, Uluç Gürkan’ın bir yazısından edindiğim bilgilenmeye göre, „Kemalizm solu-sağı olmayan bir üçüncü yol olarak“ ileri sürülüyor. Ama ne menem bir şeydir ki, bu Kemalizm türü çok olduğu için, herkes kendi kafasına göre bir Kemalizm üretiyor. İşçi Partisi de bunun öncülüğü yapıyor. Diğer yandan Kamuran İnan'ın çok sayıdaki eski DYP ve ANAP milletvekiliyle birlikte oluşturduğu, aralarında İstemihan Talay ve Hüsamettin Özkan ile Hurşit Tolon ve bazı emekli paşaların da bulunduğu Mehmet Haberal'a odaklı ‚Diyalog Grubu’, Yaşar Okuyan'ın Hür Partisi, Saadettin Tantan'ın Yurt Partisi, Mümtaz Soysal’ın Bağımsız Cumhuriyet Partisi’nin bir araya gelmesinden bahsediliyor. Bülent Ecevit'in "demokratik sol, sosyal demokrat ittifak" için önerdiği Yılmaz Büyükerşen’in de, özellikle Diyalog Grubu ve Yaşar Okuyan ile dirsek teması halinde olduğu, güçbirliğinin sol-sağ ayrımı olmadan gerçekleşmesi önermesinden söz ediliyor. Bu arada Bülent Ecevit'in de, rahatsızlanmadan iki gün önce Murat Karayalçın'a, seçim ittifakının sağı da kapsayabileceğinden söz ettiği, nihayet, İlhan Selçuk&#... Devamı

Yeni bir topluma doğru

2007-04-05 22:56:00

“Avrupa Birliği taraftarlarının bu denli çapsız olduklarını gün geçtikçe daha iyi kavramaktayız. Emeğin Avrupası şarlatanlıklarıyla, emekçi sınıflara ihanet edenleri uyarıyoruz: başta işçi sınıfı olmak üzere tüm ulusal sınıflar bu ihanetin bedelini sizlere ödetecektir. Kazanan sizin milli takımınız değil, iğrenç ellerinizi ulusal takımımız üzerinden çekin! Sizin o zavallı AB takımlarınızdan geriye Almanya kaldı. Onun ipini çekmekte ya Kore’ye yada bize düşecek. Zaten ideolojinizin sakatlığı toplum tarafından dışlanmanızdan da bellidir. Ulusal Kurtuluş Savaşındaki Ali Kemallerden beter olacaksınız! TÜRKİYE HALKI KAZANACAK!” Erdem ERGEN (bana gönderilen bir posta)             İnsan olarak sıradanlaşabilmek ve bir o kadar da önemli hale gelebilmek... İşte benim de üzerinde durduğum ve aradığım kavrayış bu. Hiçbir kurtarıcıya ihtiyaç duymadan, bütün insanların kendi uyanışını gerçekleştirebilmesi... Birey olarak içimizdeki ışığı yakalayabilmemiz ve kendi "vahiy"imizi hissedebilmemiz ve bunu açığa çıkarabilmemiz... Düşünsenize, peygambere vahiy gelmeseydi, Tanrı'nın insanlarla ne gibi bir işi olabilirdi? Toplumsal sorunların kar topu gibi çoğaldığı ortam ve dönemlerde, bu ışığı yakan birileri ileriye atılmış ve bütün toplumun uykuda uyuyanları adına haykırmış ve uyanışı gerçekleştirmek istemiştir. Bu, bir bir daha iki edercesine değil belki ama, insanlık tarihi, müthiş ilerlemelerle doludur.             Güneşin altındaki bütün canlı ve cansız varlıklar kardeştirler oysa. Ve bütün kardeşler, birbirlerine yakın olmasalar da, birbirlerini hissedebilirler. Kutuplardaki bir buz kütlesi ile Avustralya'da yaşayan bir kangurunun birbiri ile ne gibi bir bağlantısı olabilir? Ya da okyanusun derinliklerindeki bir inci ile insanların? Bütün bunların arasında karşılıklı simbiyotik etkileşim vardır ve bu etkileşim sadece yeryüzü ile de sınırlı... Devamı