Uyuşturucu Üzerine

2014-08-30 06:10:00

Çok Klasiğiz!

Çalışmalarını öteden beri izlediğim HALK-DER/ANT-GÖR

“Sosyal yaşam alanlarından mahrum bir şekilde topluma yabancılaşan bireyler, baskılardan kurtulma, acılarını dindirme ve ‘özgürleşme’ adına uyuşturucu kullanma yolunu seçmektedir. Ancak biz biliyoruz ki genç birey, sorgulayan, araştıran, çarpıklıklara karşı bir duruşu ve önerileri olan bireydir. Mutluluğun ve özgürlüğün tek yolu, insanın mutlak bir üretim faaliyeti içerisinde yer alarak kendi emek faaliyeti içerisinde, kendini yeniden üretmesinde yatmaktadır. Gençlerin sağlıklı bir birey olabilmeleri, üretim, bilim, sanat ve sportif çalışmalar içerisinde kendilerine yer bulabilmelerine bağlıdır. Uyuşturucu kullanan ve bağımlı hale gelen birey sağlıklı düşünemez. Çünkü uyuştuğu zaman şuursuzlaşır. Şuursuzlaşınca tüm insani değerlerden uzaklaşır. Bu yüzden en yakınından en uzağına zarar verebilecek bir ilişki tarzı geliştirir. Bunların başında hırsızlık ve gasp gelir...

Bu yüzden önce kendimizden başlayarak yaşadığımız tüm alanlarda sağlıklı yaşam için spor aktiviteleri başta olmak üzere sanatsal, bilimsel içerikli Halk-Der Atölyelerini yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Her hafta bir gün yapacağımız bisiklet turları, derneğimizde verilecek satranç kursları, eğitim atölyelerinin vereceği seminerler, bu çalışmalarımızın bir parçası olacaktır.

Bunun için kişilerin kendilerini ifade edebilecekleri yaşam alanları oluşturulmalıdır. Uyuşturucu çetelerinin teşhirinin yanı sıra, bağımlı bireylerin tedavi edilip, iyileştirilmelerine yardımcı olmak gerekir. Antalya Halk Derneği (HALK-DER) ve Antalya Gençlik Örgütü (ANT-GÖR) olarak bu kampanya kapsamında, tüm duyarlı bireyleri ortak mücadele etmeye çağırıyoruz. Bu sorunun yalnızca bu günün değil, yarının da sorunu olduğu farkındalığından hareketle, sizleri bu sorunları konuşup bilince çıkaracağımız ‘Halk Meclisleri’mize davet ediyoruz.

Uyuşturucuya ve çeteleşmeye geçit yok"

Diyor ve klasik bir tutum alıyor.

Bu konuda internet üzerinden, http://istanbul.indymedia.org/tr/news/2005/03/22873.php adresinden ulaşılabilen yazıda Noam Chomsky, esrar ve uyuşturucular üzerine şöyle demiş;

“Bir maddeyi kullanmak suç olarak kabul edilmemelidir, çünkü henüz bir kurbanı yoktur. Eğer ölümcül maddelerin dağıtımından bahsetmek istiyorsanız, evet, bu tartışılması gereken bir konu, ama biraz ciddi olalım. Tütün bu konuda rakip tanımıyor. Alkol ikinci sırada. Ağır uyuşturucular oldukça alt sıralarda yer alıyor. Dahası kişi için çok zararlı olmasına rağmen, uyuşturucu kullanımının oldukça zayıf bir toplumsal etkisi var. Ağır uyuşturucularla ilgili suçlar çoğunlukla maddelerin yasaklanmasının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Eğer ilkeniz ölümcül maddelerin topluma dağıtılmasını engellemekse, ilk peşine düşmeniz gereken tütündür, bir sonraki de alkoldür, listenin alt sıralarında kokaine ulaşırsınız ve neredeyse görülemeyecek kadar aşağılarda da esrara varırsınız.

[Soru: kokain kullanan biri daha fazla mı şiddete yatkındır?]

Hayır, yüksek suç oranı kokain almaktan ve satmaktan kaynaklanıyor, fakat bu yasadışı olmasıyla ilgili bir durum. Bunun sebebi suç kapsamına alınmış olması, maddenin etkileri değil. Bu konuyla ilgili iyi araştırmalar var. Tütünün şiddet yarattığı söylenemez, ama alkol kesinlikle yaratıyor. Alkol nedeniyle gerçekleşen ölümler, ağır uyuşturucular nedeniyle gerçekleşen ölümlerin çok ötesinde, ve eğer ayırt ederseniz, ağır uyuşturucular konusunda ölümler yasadışı olmalarının bir sonucu. Evet, uyuşturucu çeteleri ve torbacılar bölgeler için çatışıyorlar, ve tabi ki bazı ölümler yaşanıyor. Al Capone'un Chicago'yu yönetmesi gibi bir şey. Ama bu yasadışılığın bir sonucu, uyuşturucunun değil. Uyuşturucular daha çok insanları pasifleştirmeye yöneliktir. Diğer yandan alkol insanları saldırganlaştırıyor. Suçluluk edebiyatı üzerine kapsamlı araştırmalar var, sonuçlarına bir göz atabilirsiniz. Temel sonuç, tütün diğer her şeyden daha fazla ölüme neden oluyor, en ön sırada yer alıyor. Dahası sadece kullananları değil, herkesi etkiliyor. Sadece pasif sigara içiciliğinden kaynaklanan ölümler bile uyuşturuculardan kaynaklanan ölümlere oranla çok daha fazla. Daha da önemlisi gelecek nesle de nüfuz ediyor. Alkol en büyük ikinci katil, ve sadece kullanıcılarını öldüren bir katil değil, şiddetle olan ilişkisi nedeniyle diğer insanların da ölümüne neden oluyor. Sırada uyuşturucular var, seyrek olarak diğer insanlar için zararlı olurlar ve genelde zararı kullanana dokunur. Sonunda esrara ulaşıyoruz, son baktığımda bu ülkede 60 milyon kullanıcı olduğunu görmüştüm, ve bilinen tek bir aşırı doz vakası yok. Tabi ki, sizin için iyi bir şey değil, şüphesiz, ama risk aşağı yukarı kahve seviyesinde.Ve işin aslı, şunun farkına varın, esrarı yasaklamak için hiçbir zaman tıbbi bir gerekçe varolmadı. Eğer ilgili iseniz, bununla ilgili tarihi inceledim, anlatmamı ister misiniz bilmem, ama oldukça ilginç bir tarihi var. Çok kaba olarak, maddeler tehlikeli sınıflarla ilişkili oldukları için yasadışı ilan edildiler, bilirsiniz fakir insanlar, çalışan insanlar. Mesela İngiltere'de 19. yüzyılda bir dönem cin yasaklandı, ama viski yasaklanmadı, çünkü cin genelde yoksul insanlar tarafından tüketilirdi. Bu crack veya toz için verilen cezalara benziyor. ABD'de alkol yasağının (Prohibition) ilk yıllarında hedeflerden biri göçmen işçilerdi, New York‘un saloon barlarının müdavimleri, bu adamların ensesine binmek gerekiyordu. Yukarı New York'ta yaşayan zenginler ne olursa olsun içeceklerdi, bilirsiniz, işten çıkıp eve geldiklerinde içmek isterler. Peki ya esrar? Esrar (marijuana) Meksikalılarla beraber geldi ve ilk esrar yasakları Güneydoğu'daki eyaletlerde başladı. New Mexico, ardından Utah ve diğerleri, bu yasaklar özellikle Meksikalıları hedef alıyordu. Esrar, alkol yasağının bitmesinden kısa bir süre sonrasına kadar yasadışı değildi. Alkol yasağı sona erdiğinde dev bir narkotik büromuz vardı ve bir işe yaramaları gerekiyordu. Ve birden esrarın size bütün kötü şeyleri yapacağını keşfettiler. Bu konudaki Senato kayıtları gerçekten şaşırtıcı. Amerikan Tıp Kurumundan bir temsilci var ve ellerinde bu yönde hiçbir tıbbi delil olmadığını söylüyor. Susturuldu, itham edildi, bilirsiniz, ondan bir şekilde kurtuldular. Sonra başka birini buldular, kelimenin tam anlamıyla böyle oldu, Temple Üniversitesinde ders veren ve marijuana ile köpekler üzerinde araştırmalar yapan bir farmakolog buldular. Tutanaklar çok eğlenceli, kesinlikle okumalısınız. Bu adamı getiriyorlar ve o da köpeklere marijuana verdiğinde köpeklerin çıldırdığını söylüyor, düşünün işte, akla gelebilecek her şeyi yapıyorlardı. Ve sonra, bir Senatör veya öyle biri, bu adama bir soru soruyor, bunu hafızamdan anlatıyorum bu yüzden biraz eksik olabilir ama aşağı yukarı böyle bir şey, 1930'larda geçiyor. Esrarı hiç insanlar üzerinde denedin mi diye soruyor. O da evet, kendi üzerimde denedim diyor. Peki, ne oldu diye sorulunca da, bir akbaba oldum ve odanın içinde uçtum diyor. Ve tabi ‘aman tanrım, bu berbat bir şey, insanları delirtiyor.’ diyorlar hep bir ağızdan. Ve Kongre esrarın insanları delirttiğini açıklıyor. Ama sonra bir şey oldu. Savunma avukatları buradan bir fikir yürüttüler; tamam biz bunu bir cinnet savunması olarak kullanabiliriz. Böylece bir adam 3 polisi öldürdüğünde, avukatı olayın öncesinde marijuana aldığını ve cinnet geçirdiğini, bu yüzden de müvekkiline bir şey yapamayacaklarını söylüyordu ve insanlar marijuana kullandıkları iddiası ile polis öldürmek gibi suçlardan alacakları cezalardan kurtulabiliyordu. İşte bu yüzden aniden esrarın insanları delirtmediğini keşfettiler. Kongre, “pardon, esrar sizi delirtmez, çünkü bu mevzudan kurtulmak istiyoruz” kararına vardı. Bir sonraki fikir, esrarın bir geçiş uyuşturucusu olmasıydı, onu kullanırsınız sonra başka bir maddeye geçersiniz. Bu yönde hiçbir kanıt yoktu, ama buna karar verdiler. Sonra 50'lerin başında başka bir şey oldu. Marijuana, Amerikan halkını zehirlemek ve yok etmek için Kızıl Çinliler tarafından ABD'ye getiriliyordu. İşte bu yüzden esrarı durdurmalıydık. Ve bu minvalde devam etti. Aslında, dediğim gibi, marijuana kullanımının zirvesi 70'lerdeydi, ama onlar zengin çocuklardı, bu nedenle hapse atılamazlardı. Sonraları ciddi şekilde suç kapsamına alındı, biliyorsunuz, yoksul insanlar söz konusu olduğunda bu yüzden hapse gönderebiliyorlar. Kabaca tarih böyle. Detaylı tarih bir hayli ilginç.”

 Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi de bu konuyu tartışıyor. Bu tartışmalarda görüş belirten bir arkadaş şöyle diyor;

“Konu mutlaka hekimler tarafından irdelenmeli. Ağızda çiğnenen otların uzun vadede kansere (ağız , dudak ) neden olduğu biliniyor .

USA da medikal anlamda izin var bildiğim kadarı ile yani kanser hastalarına morfin yetmediği durumlarda (eroin ve kokain kesinlikle değil ) durumlarda maruhana gibi otlara yönlendirme var. (ki bu durum gayet natürel )

Fas'ta kenevir bitmiş durumda artik yetişmiyor sadece kif var , satışı yasak ,yetiştirmeye göz yumuluyor ama sokakta kif içerek gezen insanlardan ben bir tane sağlıklı görünüme sahip olan görmedim (ki ev sahibimizin eniştesi sürekli içenlerden biriydi )

Kafa 24 saat bulanık olduğu için en basit sorulara buğulu tepelerden ardından cevap veremiyorlar hep uykulu ve algi kapalı geziyorlar .

Kif içerek sokakta trafiğe çıkacakları düşünemiyorum bile ...

Hollanda şuanda esrarın serbest bırakılmasının sonuçlarını tartışıyorlar ve aldıkları karardan vazgeçme aşamasına geçip geçmemeyi konuşuyorlar .

Türkiye zaten uyuşturucu ve esrar cenneti olarak bilinirken ve merkez ussu olarak geçerken

böyle bir girişimi onaylamadığımı belirtmem gerekecek .

Evde ağabeyi ablası sürekli kenevir içen bir çocuğun özenmemesini nasıl sağlayacaksınız ?

Hiçbir hükümet politikası bunun önüne geçemez.

Kanser patlaması bu kadar yaygın iken , klinik deneylerin test sureci 20-25 yıl iken deneyelim görelim politikası bence çok yanlış.

 Açıkcası ben sigaranın bile yasaklanması gerektiğini düşünüyorum. Hem de kut diye bir gecede (demokratik olsun olmasın) Lütfen hastanelerin onkoloji servislerine kısa geziler yapalım.

Durum vahimdir.” diyor.

 Bir diğer arkadaşımız şöyle bir soru soruyor:

“Arkadaşlar bizim parti olarak uyuşturucular konusundaki görüşümüz, bu yönde bir politikamız var mı?” Ve devamla;

“Bizim mail gruplarında da sık sık uyuşturucuyu lanetleyen, mücadele edilmesi gereken bir  düşman olarak gören paylaşımlar dikkatimi çekiyor.

Bu konuyu etraflıca tartışmayı öneriyorum.

Bizim uyuşturucu olarak bir torba içine koyduğumuz nesneler de kendi içinde bir çok gruba ayrılıyor.

Bildiğiniz gibi Hollanda uzun zamandır marijuana kullanımını suç olmakta çıkardı, bir çok kafe'de esrarlı cigaranızı alenen tüttürüyorsunuz.

ABD’de bir çok eyalette esrarın kullanımı, bulundurması, ziraati  ve kontrollü ticareti serbest.

Uruguay da geçtiğimiz hazirandan beri esrarı serbest bıraktı. Hatta Uruguay Devlet Başkanı José Mujica, “yasanın uyuşturucu kartelleriyle daha etkin mücadele edilmesini sağlayacağını” savunuyor.

Esrarın hammaddesi kenevir yüzyıllardır bu topraklarda ekiliyor. Ve bilenler bilir kırsal alanda yaygın olarak kullanılıyor.

Üstelik işin uzmanları keneviri son derece ekolojik bir bitki olarak görüyor.

 http://yesilgazete.org/blog/2013/07/16/kenevir-beraat-etmeli-mi-nesrin-dabaglar/ -araya giriyorum- adresinde yer alan yazısında Nesrin DABAĞLAR şöyle diyor:

“Dünyanın bizi üzerinden silkelemesine çok az kaldı. Bu nüfus artışıyla, bu tavırda tüketmeye devam edersek tekmeyi yiyeceğiz. Ağaçları yok ettik, dereleri kuruttuk, atmosferi kirlettik, plastik çöplerimiz biz gitsek bile milyon yıl yok olmayacak. Tüm dünyayı beton ve çelik ile ördük. Şehirlerimize gökyüzünden baktığımızda, yaşadığımız beton içinde nasıl nefes alabildiğimize şaşırmamak mümkün değil. 1974 yılında Almanya’da bir yıl yaşamıştım. Bulunduğumuz kasabayı planlayanlar, etrafını çember gibi orman ile örmüşlerdi. Ormanı gördüğümdeki şaşkınlığımı hala unutamam. Bu orman insan eliyle oluşturulmuştu ve inanılmaz büyüktü. Leylak ağaçlarını saymaya kalkmıştım umutsuzca. Lakin sayılmayacak kadar uçsuz bucaksızdı orman. Almanlar bizim yıllardır yok ettiğimiz doğal ormanlarımıza özenip, yapay ormanlar oluşturmuşlardı. Ormanın içinde dağ çileği ve yabani mantar bile vardı. Aileler hafta içi çalışır, hafta sonu bu  ormanın içinde toprakla haşır neşir olur, halk havuzunda yüzer, alışverişini yapıp evine dönerdi. Ve inanılmaz bir şekilde arkalarında tek bir çöp bırakmazlardı. Hafta sonları çilek, mantar toplamanın keyfini hala unutamam ve hatırlarım.

Batı ülkeleri sanayileşmeye ve şehirleşmeye bizden önce başladı. Biz de onları takip edip şehirleştik. Ama onlar şehirlerini ormanla çevrelerken, biz doğamızı bitirdik, ormanımızı kestik, yaktık, tarlalarımızı söktük. Sıra şehir ve doğal parklarımıza, dağlarımıza geldi. Bu arada, dünyanın tahıl ambarı olan Anadolu’muza şimdilerde buğday bile ithal ediyor-muşuz. Ne mutlu bize…

Şimdi, bizim iki-üç kuşaktır uyuduğumuz bu uykudan uyanma saatindeyiz. Yıllardır katlettiğimiz doğa, bizden öcünü almadan bir şeyler yapmalıyız.  Doğa katliamını engellemeliyiz, ağaçları kurtarmalıyız, tekrar doğal besin ve doğal ilaç kullanımına geçmeliyiz. Bu niyetle neler yapabileceğimize göz atmaya çalışırken, bilmediğim bazı şeyler keşfettim. Ben şaşırdım, amacım biraz da sizi şaşırtmak…

Konuğumuz Kenevir… Hani ekimi yasak olup, özel izinle üretilen, uyuşturucu sınıfından sayılan bu bitki, meğer masummuş… Hak etmediği bir sicil ile fişlenmiş emperyalizm tarafından. Kenevir, insanlık tarihini en eski bitkilerinden. Kenevir, dişisi ve erkeği gözle ayırt edilebilen tek bitki.

Kenevirin kullanıldığı sektörleri sıralayalım:

İlaç yapımında,

Kâğıt yapımında,

Yakıt yapımında, (bio yakıt)

Kumaş yapımında,

Otomotiv sektöründe,

Petrol ve petrokimyanın kullanıldığı her alanda alternatif,

Kozmetik ve sabun yapımında…

AİDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini azaltma, glokom, artrit, romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, psikoloji, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalıkta kullanılan kenevirin etken maddesi olan THC’nin sentetiği, gerçeğinin yarısı kadar iyileştirebiliyor. Bazı doktorlar bilinçaltı temizliği için kenevirin tek yöntem olduğunu söylüyor. Eski yıllarda, eski medeniyetlerde bu gerekçe ile yoğun olarak kullanılıyordu. Kenevir bataklık kurutmada çok etkilidir. Radyasyon temizleyicidir. Olağanüstü miktarda Oksijen üretir. Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.

Bir dönüm kenevirden, dört dönüm ağaca eş kâğıt çıkar.  Bir ağaç 20-50 yılda yetişir, kenevir dört ayda… Kenevir 8 kez kâğıda dönüştürülebilir, ağaç 3 kere… Dönüşümlü ziraatta uygun yaz bitkisidir, dünyanın her yerinde kolaylıkla yetişir. Çok az suya ihtiyaç duyar. Kendisini böceklerden korumak için tarım ilacına ihtiyacı yoktur, dayanıklıdır. Yani kenevir ile yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşsa tarım ilacı sektörüne de gerek kalmaz!

Kanvas kelimesi kenevir ürünlerin adıdır, ilk kot pantolon kenevirden yapılmıştır. Sicim, ip, halat, çuval, çanta, halı, torba, döşeme, ayakkabı, şapka yapımında dayanıklı ve idealdir. Tohumunun besin değeri ideal, protein değeri çok yüksek, içindeki iki yağ asidi doğada başka hiç bir yerde yok ve kolesterol dostu. Omega 3-6-9 yağlarını taşıyor. Soyadan çok daha ucuza üretilebiliyor. Hayvan beslemekte ideal bir besin. Onunla beslenen hayvanlarda hormon takviyesine gerek yok. Şu anda hormonlarla ve kimyasallarla dolu fastfood reklamları serbest ama, kenevir kotunun reklamını yapmak yasak! Yani kimyasal olan yasal, doğal olan yasak… Yararlı olan hapiste, zararlı olan ise özgür ve serbest.

Plastikten elde edilen ürünlerin tümü daha sağlıkla ve kolaylıkla kenevirden üretilebiliyor. Kenevir plastiği çok kolayca doğaya dönüşebiliyor. Plastik ise doğada bir milyon yılda yok olmayacak kadar zararlı. Gövdesi kenevirden yapılan arabaların dayanıklılığı çelikten on kat fazladır. Kenevir bazlı asfaltlar asırlarca bozulmadan kalabiliyor. Binaların yalıtımında kullanıldığında son derece dayanıklı, ucuz, esnek ve zararsız. Boya ve vernik üretiminde olağanüstü ucuz ve verimli, dayanıklılık etkileri var. Kenevirle yapılan sabunlar ve kozmetikler doğa dostu ve suları kirletmiyor. Bunları öğrendiğimde, sanayi ve ilaç sektörü, petrol ve suni kimyasallar ile kurulmasaydı dünya bugün hangi durumda olurdu diye hayal ettim ve gözyaşlarıma engel olamadım. Dünya anamız bizi affetsin…

Kenevirin bu özellikleri bilinmiyor muydu da biz petrole ve kimyasala dayalı bir medeniyet kurduk?

Elbette biliniyordu ve tüm yan ürünleriyle kenevir, bir zamanlar dünyada önemli bir üretim bitkisiydi, kullanım alanı çok genişti. Ekolojik, çok faydalı ve kullanım alanı saymakla bitmeyen bu bitkiye ne oldu da bugün yasak? Bugün üretimi yasak olan kenevir,18. yüzyılda Amerika’da zorunlu olarak yetiştiriliyordu. Kenevir üretmeyen çiftçi hapse bile atılıyordu. Bugünse üreten hapse atılıyor… Nasıl bu hale geldi, merak ediyorsanız bir bakalım öyküsüne: Bu öyküde tanıdığımız  isimler var yine…

* Amerika’da 1900’lü yılların altın madeni sahibi, siyasetçi, yayıncı, film yapımcısı W. R. Hearst, ülke çapında gazete, dergilerin ve medyanın sahibiydi.  Kâğıt üreticiliği yapıyordu ve ormanları vardı. Kenevirden yapılan kâğıt yüzünden milyonlarca dolar kaybedecekti.

* Rockefeller dünyanın en zengin adamıydı ve petrol şirketi vardı, bio yakıt kenevir yağı onun en büyük rakibiydi. İlaç sektöründeki kenevir bazlı doğal ürünler de düşman edilmişti Rockefeller tarafından.

* Dupont şirketi ana hissedarı Mellon, petrol ürünlerinden plastik üretmek için patentler almıştı. Plastik, selofan, naylon, metanol, rayon, dakron artık petrolden üretilecekti. Ama kenevir endüstrisi Dupont’un pazar payına yüzde seksen engel oluyordu. Derken, birden Andrew Mellon, ABD Başkanı Hoover’in hazine bakanı oluverdi. Yeğenini de Federal Narkotik Bürosunun başına atadı. Hearst, Dupont sahibi Mellon, Rockefeller ve ilaç firmaları, kendi aralarında yaptıkları toplantılarda, kenevirin milyonlarca dolarlık imparatorluklarını tehdit eden düşman olduğuna karar verdiler. Kenevir ortadan kalkmalıydı. Meksikalıların kullandığı argo bir kelime olan Marihuana sözcüğünü, Hearst’ün gazeteleri aracılığıyla en tehlikeli uyuşturucusu olarak beyinlere kazıdılar. Marihuana ismiyle kenevirin aynı şey olduğunu tüm insanlara unutturmak istiyorlardı ve başardılar. Marihuana’yı yasaklatmayı başardıklarında keneviri yasaklatmış oldular. Karar verildiğinde komitede olan doktor bile keneviri yasakladıklarını bilmiyordu.

Kitaplar, dergiler, filmler ile sürdürülen kampanyada, marihuana hakkında sahte raporlar ve veriler kullanıldı. 1930’lu yıllardı ve halk eğitimsizdi, subliminal yöntemler konusunda cahildi. Irkçılık henüz bitmemişti ve bu kişiler aynı zamanda ırkçılık üzerinden de kampanya yapıyorlardı. Kenevir ilaçları yasaklandı, kenevir en tehlikeli uyuşturucu olarak haksız yere fişlendi. Tek bir marihuana sigarası satmak bile ömür boyu hapis demekti. Kenevir ilaçları tıp dünyasından çekilerek yerine bugünün öldürücü kimyasal ilaçları geldi. Kâğıt, ormandan üretilmeye başlandı ve tüm dünyada ormanlar katledildi. Petrol yakıtı, egzoz gazlarıyla atmosferi geri dönülemez şekilde tahrip etti, zehirledi. Doğal rezervlerimiz hızla tükendi, dünyanın dengesi bozuldu.

Plastik ve naylon ürünler dünyayı ve denizleri çöplüğe çevirdi. Kenevir yerine kullanılan pamuk nedeniyle kullanılan tarım ilaçları ile zehirlenme ve kanser arttı. Bugün kenevir yasaklı olduğu için, yasadışı kenevir üretimi üzerinden kara para kazanan çok sayıda insan var. Bu paranın kullanıldığı yasadışı örgütler var. İnsanların bazen hayatlarına bile mal olan bu ticaret yüzünden kontrol edilemeyen çıkar ilişkileri ile uluslararası kaçakçılıklar var. Varlığının faydaları çok, yasaklanması nedeniyle ise ülke bazında ve global olarak inanılmaz derecede zarar var. Dünyayı petrokimya ve zararlı kimyasallar ile kirletmek yerine, kenevirin üretimini disiplinli bir kontrol ile yapabilseydik, bugün çok daha güzel bir dünyada yaşıyor olacaktık belki de… Hala da geç kalmış değiliz aslında. Dünyayı kurtarmak için neden olmasın?  Keneviri temize çıkarıp, beraat ettirsek mi acaba?”

            Arkadaş sözlerini şöyle bitiriyor:

            “Esrar kullanmanın ve bulundurmanın suç olmaktan çıkarılmasını savunacak bir siyasi hareket olacaksa bu Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olması gerekmiyor mu? Böyle bir kampanyanın nasıl bir ses getireceğini düşünebiliyor musunuz?

            (Bu argümanları uçuk fanteziler olarak niteleyecek arkadaşlara Almanya Sol Partinin (Die Linke) Ekim 2011’de Erfurt’ta yaptığı kongrede bırakın esrarı, uzun vadede kokain ve eroin kullanımının yasallaştırılması kararını aldığını hatırlatmak isterim.)

Ne dersiniz?”

Tartışmaya katılan bir başka arkadaş şöyle diyor:

 “Bu konu beni heyecanlandırdı. Mutlaka politikasının yapılması ve irdelenmesi gereken bir konu olarak görüyorum.

 Ben genel bir politik söylem olarak şunu öneriyorum: ‘Laboratuvardan çıkan uyuşturucuya hayır, tarladan gelen uyuşturucuya evet’ (bu söylem 2010 yılı civarı tarım çalışma grubunda GDO için oluşturduğumuz söylemin çok benzeri oluyor. ‘Laboratuvara girmiş tohum istemiyoruz’)

 Yani laboratuvar ürünü kokain, eroin, extacy vs gibi uyuşturucular "zararlı" kategorisine girebilir.

 Ancak tarladan, araziden doğal olarak çıkan, üretilen esrar, mantar gibi maddelerin yasak olması akıl alır şey değildir.

 Zaten esrar da üretilen kenevir aslında Dünya' nın en endüstriyel ve işçi sömürüsüne yol açan, köleliği neredeyse başlatıp uzun süre sürdürülmesinde en önemli girdi olan pamuk bitkisinin de en ciddi rakibidir.

 Bildiğim kadarı ile kenevir ilk olarak 1930 civarı ABD' de pamuk endüstrisi yöneticileri baskısı ile yasaklandı.

 Esrar şeker hastalığı için en önemli ilaçtır, kansere de çok iyi geldiği net olarak ortaya konmuş.

 Bana göre alkolün serbest esrarın yasak olması büyük bir saçmalık. Alkol sebepli hastalık ve ölüm çok duydum ancak esrar kaynaklı hastalık, ölüm hatta kavga bile hiç duymadım, şahit olmadım. Esrarın fizyolojik bağımlılık yaratmadığı bilimsel olarak biliniyor. Psikolojik bağımlılığı ise net olarak tütünden çok daha az.

 Açıkça (bence) esrar kullanımının serbest olduğu bir Dünya'da endüstri ve diktatörler / diktatoryalar yaşayamaz.” diyor.

Ben özel olarak herhangi bir şey demiyorum, ama tartışmayı ilginç, HALK-DER / ANT-GÖR’ü çok klasik buluyorum.

192
0
0
Yorum Yaz